08 Temmuz 2014

Balkonlar çok önemli.


Bundan hatırlayamadığım kadar yaz önce kollarımı balkon demirine dayamışım, demirin kokusu burnumda, sokakta hafif bir esinti sebebiyle yaprak hışırtılarından başka ses yok, kah Tanju Okan, kah Esin Engin tangolarıyla bana eşlik ediyor, balkon yeni yıkandığı için ayaklarıma hafif bir serinlik yayılıyor, biraz ayaklarım ıslanıyor sinir oluyorum falan. O günler çok geride ve neyse ki henüz eski günleri özlemek yasak değil. Bolca özlüyorum bu ara. Şimdi kötü olduğu için değil eski çok güzel olduğu için. 

İnsan tek başına yaşarken başına hiç kötü bir şey gelmeyecek sanıyor ya da başına gelebilecek tüm kötü şeyleri aklına hiç getirmemeye çalışıyor. Geçen hafta Çarşamba günü kendime ne olduğunu anlayamadığım o anda ben o günlere dönmek istedim. İlk kez başka bir yere gidebilecek gibi hissettim kendimi, belki abarttım ama bir yere gideceksem gideceğim yer orası olsun istedim. Ben ucuz atlatırken mucize eseri evde birinin yanımda olmasına sebep olan güce teşekkür edebilirim ancak. Çok teşekkür edebilirim. Minnettar kalabilirim. 

Sizin şartlar el verirse balkonsuz evde oturmayın. Balkonlu eviniz varsa yazın ordan kalkmayın. Balkon çok önemli.

23 Nisan 2014

3. yıl kısa durum raporu.

Merhaba Canımlar,

Beynimin içinde lykke li çalmasından uyuyamadığım bir an yatağımdan kalkıp yazıyorum bu satırları. Yorgunluktan uyuyamamanın ne olduğunu anlamış bulunuyorum. Nasıl da merak ediyordum belli değil!? Normal insanlar gibi işe gidiyor, dönüyor eve gelip tekrar çalışıyorum şuraya taşındığımdan beri. Parası iyi yalan değil deyip işlerin başına oturuyorum evde. Bilgisayara bakmaktan gözlerimin biçim değiştirdiği bir an var. Bir de resmen kendi kendime koyduğum bir teşhis var ki o da boyun fıtığının en üst seviyesinde olduğumdur. Doktor olsam bu kadar teşhis koyardım. Öz eminim! Neyse para kazanıyoruz diyordum... Hah işte o kazandığın paraları ne yaptın diye sorarsanız, önce bir sinirlenir sanane ayol derim arkasından içime içime düşünürüm cidden ne yapıyorsun diye. Bir şey yaptığım yok açıkçası. (burada arzu edenler "şey" kelimesini argo olarak okuyabilir.) Birikmiyor yani. Düşündüm taşındım. Bu harikalar diyarı şehirde para biriktirebilmek için öncelikle ev sahibi olmak lazım. Uydur kaydır şu eve verdiğimiz para cebimizde olsaydı biz de biriktirmeyi bilirdik diyeceğim ama vallahi kendime güvenmiyorum. O vakit yine bir yolunu bulur biriktiremezdim yalan değil. 2 ay alışveriş orucu yaptım bir işe yaramadı. Daha ne yapacaktım 1 yıl mı yapmalıydım acaba? Ya da canımın hiçbir istediğini yememeli hiçbir beğendiğimi almamalı mıydım? Sorular sorular.

Bugün bir diğer görüşmek istediğim konu da artık oturduğum bu evde yaşamak istemeyişim. Bunun belli başlı sebepleri var. Tek tek yazmayacağım merak etme. Bunun için yine paraya ihtiyacımız olduğu kesin. Eğer öyle olmasaydı pılımı pırtımı toplaaaar giderdim. Harikalar diyarında eve çıkmak isterseniz ve benim durumumdaysanız iki seçeneğiniz var. Ya cehennemin dibinde içi güzel kirası uygun bir eve yerleşebilirsiniz ya da şehrin göbeğinde her an başınıza yıkılabilir kirası müthiş pahalı bir eve çıkabilirsiniz. Bunların dışında yine yanınıza bir "ev arkadaşı" bulup normal bir eve çıkabilirsiniz. AMA BUNU HİÇ TERCİH ETMEZSİNİZ. Yook yook tatlı hanımlar hayııır hayır yakışıklı beyler siz oturun oturduğunuz yerde, dişlerinizi sıkın. Sıkın çünkü onlar hamur. Neyse kendi gönlümün evime çıktığım gün tüm içkiler benden! Parti yapıcaz burda ya da siz nerede isterseniz. Ay benim evde yapalım canım!!!!

19 Mart 2014

Lykke li sana bir sorum var.

Şarkı şu, sözler şu. Soru şöyle: Sökülen damarlarımı yerine kim takabilir?

04 Mart 2014

The Future will be confusing.

Boyunlarımız telefonlarımıza bakmaktan fıtık olmuş. Parmaklarımız sayfaları bir aşağı bir yukarı kaydırmaktan tutulmuş. Yüreklerimizde devasa sıkıntılar, içimizde hiç bitmeyecek sandığımız bir umutsuzluk, kafalarımızda bu işin içinden nasıl çıkılacak soruları vs. Ya da sadece ben öyleyim bilemiyorum. Ama hayatımın hiçbir döneminde bu kadar önümü göremediğim bir zaman olmamıştı sanki. Olduysa da ben hatırlamıyorum. Bir an geliyor, içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Çalışmak, en sevdiğim Zarfla ilgilenmek, spora gitmek, yemek yemek, dışarı çıkmak, konuşmak, yemek yapmak, birileriyle gülmek, eğlenmek istemiyorum. Bunun daha ilerisi, aslında hiç hesapta yokken:) evlenmek istemiyorum, çocuk yapmak istemiyorum gibi gidiyor. Yaşadığım bu ortamda kılımı bile kıpırdatmadan oturmak istiyorum. "Biz böyle yaparsak" vızıltılarını da dinlemek istemiyorum açıkçası. Sonra tüm bu bunalmışlığımı unutup yumuşacık mutlu bir insan oluyorum. Elbette bu tuhaf ruh hali beni yoruyor. 

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi gün içinde insanların birbirlerini üzmesine, sevdiklerinin üzülmesine şahit oluyorsun. Hep kolay ve uyumlu bir insan olmaya çalıştım. Neyinle övünürsün deseler göğsümü gere gere uyumlu olmamla der(d)im. Gel gör ki aslında bu övünülecek bir şey değilmiş; çünkü bir yerden sonra, ben bunu bu kadar kolay yapabilirken başkası neden bu kadar zorlanıyor ve her şeyin sonunda neden kendimi mal gibi hissediyorum diyorsun. Dediğinle de kalırsın benden sana söylemesi. O yüzden sen de egonu bir balon gibi şişir, anlamsız zamanlarda tuhaf misillemelere giriş ki üzülmeyesin derim. Önemli olan da senin üzülmen değil aslında. Sevdiklerinin üzülmesi ve senin bunu görüp üzüntüden daha çok parçalanman. İşte o en zoru. Biliyorum her şey çok karışık. Ama bu saçma yazıyı sonuna kadar okumuş bulundun yapacak bir şey yok.

HER ŞEYE RAĞMEN ÇİÇEKLER ÇOK GÜZEL.

10 Şubat 2014

Something in my heart makes me miss you more.

Bazısı dinleyiciyi öldürmek için şarkı yapıyor. Sizlere hediyem olsun. tık

04 Şubat 2014

atticus*

"When reading, we don't fall in love with the characters' appearance. We fall in love with their words, their thoughts, and their hearts. We fall in love with their souls."

02 Şubat 2014

Why did you stop loving life?

"You don't love life itself. You love, places, animals, people, memories, food, literature, music. And sometimes you meet someone... who requires all the love you have to give. And if you lose that someone, you think everything else is gonna stop too. But everything else just keeps on going. Giraudoux said, you can miss a single being, even though you are surrounded by countless others. Those people are like extras. They cloud your vision, they're a meaningless crowd. They're an unwelcome distraction. So you seek oblivion in solitude. But solitude only makes you wither."

30 Ocak 2014

Mad Girl's Love Song.

Sevgili Sylvia Plath,

Kitabınızı okudum. Neden bu kadar yetenekli olup kendinize güvensizdiniz acaba? Yazdıklarınız ve yaşadıklarınız insanı acaba ben hiç kendimi bu kadar kötü hissettim mi? diye düşünmeye itiyor. Kendimi kötü hissediyorum lafını öylesine söylemiş gibi değilsiniz hiçbir satırda. Varoluşunuza olan gıcıklığınız kendinizi tüm benliğinizle yok etmeye sürüklemiş sanki. Ve sonunda yaşadığınız tüm duygulara ve hislere cevabınızı layığıyla vermişsiniz.

Ölmeyi istemek hepimizin aklına gelmiş olabilir. Hatta hepimiz intihar etmenin nasıl bir şey olabileceğini aklımızdan geçirmiş olabiliriz. Aklımızdan geçirmeyi bırakın denemiş bile olabiliriz. Ama siz bunu gerçekten çok istemişsiniz; çünkü bence siz yazabileceğiniz her muhteşem satırdan ve yeteneğinizden korkmuşsunuz. Siz başka türlü olamazmışsınız, sizden iyi olmanızı bekleyemezmişiz. Umarım ruhunuz şimdi dinleniyordur.

Sevgilerimle.

16 Ocak 2014

Atları bağlayın geceyi burada geçireceğiz*

Temize çeker gibi müsveddeleri, kendimi yabancı birine anlatmak nasıl iyi gelir bana. Çerini çöpünü ayıklardı aklımın. Sonra siz uzaklara, o sarılı kahverengili alacaya bakıp "Ankara" derdiniz cigaradan çatallanmış sesinizle, "bozkırın ortasında bir yer burası işte. Zordur yalnızlığı ama İstanbul'unki gibi fena değildir. Yalnızlığı da kışları gibidir buraların, sizin oralar gibi üşütmez insanı iliğine kemiğine varasıya." Nasıl da hemen bilirdiniz yalnızlıktan kaçtığımı.

08 Ocak 2014

beyaz leblebinin bir sebebi var.

Garip rüyalar, garip günler içindeyim. Hatta o kadar garip ki bu süreçte yemekten haz etmediğim beyaz leblebi bana eşlik ediyor. Hiç bitmeyen işlerin içinde ben ellerimi sadece beyaz leblebimi almak için kaldırıyorum. Her gece pamuklar gibi uyuyan bünyem sabahı sabah ediyor, 3.5 gibi uykuya geçen ruhum türlü rüyalarda savrulurken sabah yerimden kalkamayacak kadar yorgun oluyorum. Evden işe işten eve giderken metroda bazı insanların konuşmalarını dinlemeye devam etmek için inmem gereken durağa geldiğimde inemeyecek hale geliyorum. Kaba bir hesapla günde 14 saat bilgisayara bakıyorum. Ama gözaltı kremimi ihmal etmiyorum. Bununla ilgili dertlenmiyorum. İş yerinde daha az konuşuyorum. Sadece müzik dinliyorum. İnsanları kendi hallerine bırakıyorum. Kötü niyetli ne istediğini bilmezlere hayatlarında huzur diliyorum. Dışarıda bu kadar muhteşem bir hava varken benim burda ne işim var onu sorguluyorum. Hayatıma en güzel çiçek aranjmanlarının girmesini diliyorum. Sizlere de müthiş günler diliyor, bu saçma yazıma burada son veriyorum. Hoşkalın. Çok hoş. Öz hoş.