26 Aralık 2013

Please be normal.

Özlediğim bir şey varsa o da buraya yazmak. Bloğumu açtığımda ya da bir bloğu okuduğumda eski evime gitmiş gibi oluyorum, sanki sevdiğim kimse ölmemiş gibi hissediyorum.

2013'te ben Merve'ye kavuştum. Evcilik oynamaya başladık. Sitenin içinde pinpon topu gibi koşturup durur olduk. Merve'ye kavuşunca Mutfakta2kişi'nin instagram hesabına kavuştuk. Evet bloğa hiç tarif giremedik.:( Sonra ben yıllardır hayalini kurduğum bir şey için ilk adımı attım ve zarfın Z'sini oluşturmak için kalemi elime aldım. Kalem elimde ve şu an sadece bir noktam var belki ama en azından asla sıkılmadan, şikayet etmeden neyi severek yapacağımı bulmuş oldum. Bu yıl çok iyi bir tatil yapmadım, yurtdışı görmedim ama çok kitap okudum. Bu yıl çok çalıştım ben. Hala çalışıyorum. Biraz yoruldum. Annemi, babamı çok özledim. Özledikçe bilet aldım. Neredeyse hiç hasta olmadım. Aşkı bulmadım.

Kısacası en normalinden bir 2013 geçirdim kendi adıma. 2014 için de her şeyin normal olmasını istiyorum ve diliyorum. Dilerim sizinki de normal olsun. 2014 lütfen hiçbirimizi üzme, bize bereketinle ve şanslarınla gel. Çok öptüm.




Şimdi reklamlar;

www.zarfdavetiye.com ve instagramda @_zarf_

17 Kasım 2013

Bazı kitaplar çok sen veya ben.


Bütün mezarların yerini ezbere biliyordu. Aslında onun açısından bakınca şaşılacak bir durum değildi bu. Aklıma dergiyi baskıya göndereceğimiz o son gecelerin hummalı çalışması geldi. Aniden değiştirilmesine karar verilen bir font, çözünürlüğü beğenilmeyen bir fotoğraf için yenileri gerekirdi. "Falanca dosyanın içindeki filanca dosyada olacaktı o fotoğraf, şu isimle kaydetmiştim," derdim. Çoğu zaman birine söylememe gerek bile kalmazdı, kendiliğinden bir hareketle çıkıverirdi karşıma istediğim fotoğraf. Bir farkım yoktu mezarlık bekçisinden. İşimizi yapıyorduk. Elimizle koyduklarımızı zamanı gelince buluyorduk.

18 Eylül 2013

beni anlama.


Mesela ben iş yaparken daha doğrusu bir sayfa üzerinde tasarım yaparken, aklıma birden hiç sebepsiz okuldan dönerken servisten indiğim yer gelir. ya da Ankara'da işten dönerken dolmuşla geçtiğim yollar gelir.  Neresidir oralar? Esat'tan gelirken Kolej'in köşedeki ışıklardır mesela. Sıhhiye köprüsünün merdivenidir, ne bileyim eski Meclis'in önüdür. Tunus'a çıkarkenki Tünel'deki fayanslardır. Herhalde özlüyorum Ankara'yı. Kışın, karanlık havada daha mı çok özlüyorum ne? Aa gözüm doldu.

06 Eylül 2013

21.


Tam 21 gun sonra olacak doğumgünüm için heyecanlı değilim. Hediye listesi yapmadım. Daha çok bir dilek listesi yaptım diyebilirim. Sadece kendimle ilgili de değil. Herkesle ilgili. Bu olgun davranışımın yaş almakla bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Çünkü çok yaşlanmadım. 26 dediğin nedir ki? Bu aralar çok pozitifim ki bu hiç benlik bir durum değil. Kendimi orda burda şurda hep geleceği düşünürken buluyorum. Geleceğimi çiziyorum kafamda. Bunu bilerek yapıyorum, bildiğin mesai harcıyorum. 

Yaptığımız seçimler için önce çok heyecanlanıp sonra pişman olmak, kendi kendini yiyip durmak bir işe yaramıyor. Ben denedim olmuyor. Bulunduğun durumdan sürekli şikayet etmek de bir işe yaramıyor. Az para kazanıyorum diye ağlamak, çok kazanırken çok çalışıyorum diye mızıldanmak…Bir süre sonra sürekli inleyen hasta bir köpeğe benzetiyorum kendimi. 26'da neyi sevdiğimi anladığım için mutluyum. Ne istediğimi anlamayı 27'de başarırım inşallah. Beni heyecanlandıran şey ürettiğimi başkası beğendiğinde değil kendim beğendiğimde yaşadığım mutluluk. Sadece kendim için üretmek, birisi beğenir mi diye düşünmeden... Şu an yaptığım iş birisine beğendirmek olsa da artık gelen eleştiriler hiç üzmüyor, dokunmuyor. Çünkü bir yandan kendim için yaptıklarımla dengeleniyor böylelikle içim ferahlıyor.

Bence hepimiz her şeyin en iyisini hakediyoruz.  O yüzden ben bu yıl bugünden başlayarak bu yazımı okuyanlar dahil herkes için en güzel huzuru, en dinç sağlığı, en heyecanlı aşkı, en bitmeyen mutluluğu, en iyi kalpleri, en gurur verici başarıları, en bol paraları dileyeceğim. Kimsenin sevdiklerini kaybetmediği, önce kendimizi sonra bizi üzenleri affedebildiğimiz, ülkemizde felaketlerin olmadığı, boşu boşuna ölen insanların yakınlarının yüreklerinin daha az yandığı, herkesin birbirini düşünerek ve saygı duyarak daha özgür olabildiği, bir yıl dileyeceğim. Giden sevdiklerim için, bir gün buluşacağımıza emin olarak anılarla gönlümü hoş tutacağım, gözlerimi dolduracağım. 

Hep mi iyi olacağız? Belki çok zor ama elimizden geleni yapalım işte.

Daha 21 gün var ama olsun. 21 ailem için önemli bir rakamdır ne de olsa.

Bahar "özpozitif"

28 Ağustos 2013

var mıdır yok mudur?, boş mudur dolu mudur?, ne kokar, ne boktur?

...Gülmesi biraz dinince, "Tanrı gibi düşün", dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. "İnanıyorsan varolup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür.

26 Ağustos 2013

anlayamazsın.

Yeni problemim; Mesela uçağa biniyorum, insanlar koltuk aralarına girip yerleşemedikleri için bekleye bekleye koltuğuma doğru ilerlemeye çalışırken sağımda koltuğuna yerleşmiş bir kızın telefonla konuşmasına şahit oluyorum; "Şarzıım bitiyoeeeer, şimdi Paris'ten indieaaaamm İstanbul uçağına bindieaaamm" diyor karşıdakine. İşte tam da o anda kızı dürtüp "Canım, şarz değil yalnız. Şarj diyorum." sakince. Ya da metro da merdivenlerde önümde duran kızın pantolonunun dikişi hafif kaymışsa yani popo çizgisinin dışındaysa yani belindeki kemeri çok sıktığı için dikiş ortada durmuyorsa demek istiyorum. Kızı dürtüp "Şey pantolonunuz kaymış popo çizginizle dikiş örtüşmüyor diyorum. Ya da üzerine kesinlikle olmamış bir kıyafet gördüğüm bir kişiyi dürtüp "Bu kıyafetler sence hiç olmuş mu?" diye soruyorum. Ya da kel olduğu halde kel değilmiş gibi davranan birisine "Yalnız farkında mısınız siz bayaa kelsiniz." diyorum. Kişileri dürttükten hemen sonra kayboluyorum ortadan. Onlar herhangi bir cevap vermeden sakince ilerliyorum, sanki bir şey dememişim gibi. Bu benim yapmam gereken bir görevmiş gibi. Bunların hepsi hayalimde tabii. Bu benim kötü bir insan olduğumu gösterebilir, burnu çirkin bir insan olduğumu gösterebilir, çenesi çok çıkık bir insan olduğumu gösterebilir, bacakları selülitli bir insan olduğumu da gösterebilir, anıra anıra gülen bir insan olduğumu gösterebilir, dünyanın en garip hapşuran insanı olduğumu gösterebilir, kol bilekleri kalın bir insan olduğumu gösterebilir, kaşları şarkıcı Emrah'a benzeyen bir insan olduğumu gösterebilir. Her neyse.

05 Ağustos 2013

Turkuaz gibi, yaz gibi.


İnsanın sevdiği insanlar yanındayken yaşadığı şehrin ne anlamı vardır? demiştim bir defasında. Öyle büyük bir laf değil. İki dakika düşünen herkes böyle bir cümle kurabilir. Ama nasıl da doğru bir laftır. Merve taşındı taşınalı kendimi ne İstabul'da ne Ankara'da ne de Japonya'da hissediyorum. Sürekli depresyon halimden oldukça uzaklaşmış durumdayım. Ekler pasta gibi bir hayatımız var. Gerçek ve büyük bir pasta değil belki ama tatlı ihtiyacımızı karşılıyor.

Bir yandan da sokaklarda salına salına yürürken ne olduğunu anlamadan biraz gaz yiyor, hafif ıslanıyor, kendimizi önümüze gelen bir yere atıyor, bir şey olmamış gibi elimizde telefonlarımızla oracıkta biraz vakit geçiriyor, ortalık sakinleşince çıkıyor ve devam ediyoruz. 

Bu yıl metroda kendimce bir direniş başlattım; Pantolon giymemeye çalışıyorum. Tüm bakan gözlere inat bütün yaz boyunca eteklerimi giyme kararı aldım. Ben de gözlerimi dikip onlara bakıyorum. Artık nasıl bakıyorsam ben de onları rahatsız edebiliyorum. (keşke o an bir ayna olsa da yüzüme bakabilsem)  Başka bir bayana bakarken yakaladığım kişilere de aynı tacizi uyguluyorum. Bence oldukça başarılıyım.

Bu yaz tatilim çok az. İznim var ama kullanabileceğim günler maalesef yok. İşte bu yüzden bazen hiçbir iş yapmadan sadece oturmak istiyorum. Kullanamadığım izinlerimi ofiste çalışmadan harcasam uygun olur mu acaba?

2014 yılında iş hayatımla ilgili bir değişiklik olacağını hissediyorum. Belki çalışmam?! " Aaaaaay ben çalışmadan duramaaaaaam" cılardan değilim. Valla dururum. "Aaaaaay ben evde çok sıkılırııııııııııım" cılardan da değilim maalesef. Valla sıkılmam. Çalışanlara, kendini tamamen işine adayanlara saygım sonsuz. Ama ben çekilmek istiyorum. Siz size yetersiniz. Benim iki tane yaptığım şey olmasa da olur. Ben de evimde oturur, mumumun, perdelerimin, kitchenaid'imin falan fotoğrafını çeker, instagramdan paylaşırım. Bekar evi idare ediverin.

Peki size bir soru: Nerde o eski blog günleri?

Öperim.


31 Temmuz 2013

"There are words out there just waiting to be written."

"I'm not sure what I'll do, but- well, I want to go places and see people. I want my mind to grow. I want to live where things happen on a big scale."

F. Scott Fitzgerald.

19 Temmuz 2013

Günlerin Köpüğü

-Siz ne iş yaparsınız? diye sordu profesör.
-Birtakım şeyler öğrenirim, dedi Colin. Ve de Chloé'yi severim.
-İşinizden bir şey kazanmıyor musunuz? diye sordu profesör.
-Hayır, dedi Colin. İnsanların iş olarak anladığı bir işte çalışmıyorum.
-Çalışmak iğrenç bir şeydir, bilirim, diye mırıldandı profesör, insanın kendi seçtiği iş de fazla gelir getirmiyor...

01 Temmuz 2013

aşktan sarhoşum.

There are so many thing Annotates that I don't understand There's a world within me that I cannot explain Many rooms to explore, but the doors look the same I am lost I can't even remember my name I've been, for sometime, Looking for someone I need to know now Please tell me who I am

28 Haziran 2013

çok aşığım.

I didn't want to be the one to forget
I thought of everything I'd never regret
A little time with you is all that I get
That’s all we need because it's all we can take

 

21 Haziran 2013

İçimizdeki Şeytan.

"Bir fikir adamı, kafası adamakıllı teşekkül etmeden, İstanbul'dan ayrılmaz... Kültür merkezimiz, maalesef şimdilik bir tane... Ve o da İstanbul. Dışarda dimağların inkişafının nasıl yavaşlayıp durduğunu görüyoruz. Tatilllerde gelen arkadaşlara bakmak kafi... Lakin, nefsine karşı daha samimi olduğu anlarda bu kültür merkezinin ehemmiyetini lüzumundan fazla büyüttüğünü itiraf etmeye mecbur oluyordu. "Haydi canım" diye bazen kendisinden daha çok İstanbul aşığı olan arkadaşlarıyla münakaşa ederdi:
İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza kani değilim... Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır. Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz. Hepimizi İstanbul'a bağlayan sadece bu... Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkanına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret."

03 Mayıs 2013

something sad.

You meet someone.
You get close.
It's all great for a while.
Then someone stops trying.
Talk less.
Awkward conversations.
The drifting.
No communication whatsoever.
Memories start to fade.
Then that person you know becomes the person you knew.

That's how it usualy goes, right?

Sad, isn't it?

25 Nisan 2013

Bazi kitaplar cok guzel

Yanlislikla yagsiz sut satin almis fakat gidip degistirmeye gucu olmayan biri gibi. Kismen hayal kirikligi, kismen ne farkeder.

03 Şubat 2013

bir teselli ver.

Öncelikle tüm bu zırvalamarımın tek bir kelimesini bile okumak zorunda olmadığınızı belirtmek isterim.

25 yaşındayım. Merve öyle dedi geçen gün. Yaşımı hiç bilemedim. Küçüklüğümden beri takip edemedim. Önümüzdeki yıllarda da takip edebileceğimi sanmıyorum. Doğumgünlerini sevdim ama bilirsin. Neyse konu o değil. 25 yıl azımsanacak kadar az değil. oha çok büyüksün denecek kadar da çok değil. Fena değil işte. Hayatımla ilgili yapabileceğim genel bir tanımlama da olabilir bu " fena değil ha?!" Kendimi hem çok şey biliyor, hem de hiçbir şey bilmiyor gibi hissediyorum. Ne varım, ne yokum, ne azım ne çokum, ne çok yorgun, ne çok dinç, ne güzel ne çirkin, ne iyi ne kötü. Kendimle ilgili bildiğim şeylerden biri duyguları çok yoğun yaşadığım. Bir sanatçı gibi. Sanatın s'sinden anlamam. Sadece görselde güzelle çirkini ve doğru görüneni ayırt edebilirim. Duygularımı yoğun yaşadığım için şarkılar yazıp, devasa boyutta tablolar yapamam. Gamlı bir baykuş, ya da bir Speedy Gonzales olabilirim yaşadığıma göre. Duygularımdan ötürü içimdeki organların hepsini dışarı çıkarmak isteyebilirim, marketteki tüm reyonları dağıtmak isteyebilirim, denizin kenarına gidip bir deli gibi kıpırdamadan oturabilirim, bana gazete okutmayan rüzgara tek başıma oturduğum yerde küfür edebilirim. Bunlar beni garip biri olarak tanımlayabilir. Tüm bunlar beni hem çok garip hem çok normal yapabilir. İnsanların beni nasıl algıladıkları zaman zaman önemli veya önemsiz hale gelebilir. İnsanlardan öğreneceğim çok şey var. Ben hala yaptıkları hareketlerden çıkarmam gereken anlamları, söylediklerinden anlamam gereken mesajları çözümleyemeyecek kadar saf olabiliyorum. Bu yoruyor. Bazen çok yoruyor, bazen çok üzüyor. Kendimi malın önde gideni gibi hissedebiliyorum. Ama bazen ben de çok sinsi olabiliyorum. İçime yeni yeni yerleşen, nefret duygumu hakedenlere saldırabiliyorum bazen. Geçici bir rahatlama oluyor tabii. Bunu yapmak zorundayım çünkü zamanla yüze yerleşen sahte gülümseme yanaklarımın ağrımasına sebep oluyor. Gerçek olmaya çalışıyorum ben, insanlardan da bunu bekliyorum doğal olarak. Ama olmuyorlar. Olmazsanız olmayın lan diyorum içimden. (2013'te kullandığım tek argo lan, içimden ettiğim küfürleri saymayalım ayıp olur) Sizden gerçek olmayı bekleyen de hata diyorum. Bir şey beklemek doğru mu bunu da düşünüyorum. "Beklediklerimiz olmadığında ne yapmamız gerekiyor" kursu olsa gidilir. Veya para harcamaya lüzum yok. Herkes kendi derdini kendi kendine çözebilir mi? Bazen sıkıntını, derdini biriyle paylaşmak muhteşem olabilirken bazen de dünyanın en korkunç şeyi nasıl olabiliyor? Konuştuğun telefonu kapayıvermek, ya da yüz yüze konuşurken allasen susalım artık vazgeçtim konuşmaktan demek geliyor bazen içimden. Yaşadığım duygular yüzünden kendime içimden en çok şunları söylerken ve sorarken buluyorum:
"Baharcım yaş kaç yavrum ya?"
"Geçicek"
"Pişman mısın?"
"Malsın"
"Bravo"
"Hah bi bu eksikti"
"Helal"
"Hayal kurmak sana yakışmıyor"
"Sus"
Ben de sorgulamayan, rahat, kendini üzmeyen bir insan olmak istiyorum. Duygularımın beni ele geçirmesine izin vermemek, yaşamımın her anına onları katmadan yaşamak istiyorum. Duygusuz olmak istiyorum. Duyguları alıp başkalarına monte etmek ne zaman çıkıcak? Birini ne kadar üzdüğümüzü ya da ne kadar mutlu ettiğimizi anlamak için muhteşem olmaz mı? Duyguyu neresinde hissediyor? kalbini mi ağrıttım, karnını mı gıdıklıyor bu duygu? gözlerini doldurup boğazında kocaman bir yumruk mu yapıyor? beynini mi zonklattım? Yoksa hiç takmadı mı beni? Hayatını mı mahvediyorum?
Biriyle aynı duyguyu paylaşabilecek olmak neden bu kadar zor. Mucize mi lan bu? Peygamber mucizeleri gibi bir şey. Karşılıklı olarak birbirini aşmak diye bir durum var bu hayatta. Biz birbirimizi aşıyoruz. Havalı kelime. 3 kişi de birbirini aşabilir. kendini de aşabiliyorsun. bu ikisi iyi olabilir ama iki kişi birbirini aşmak pek iyi değil.
Ben kimsenin duygularında hasarlar ya da büyük coşkular yarattığımı düşünmüyorum. Bunu yapmaya hakkım yok. Yani coşkulara yerim vardır, ama hasarlara yol açmak istemem. Kimse de bende arızalara sebep olmasa, ben de izin vermesem. Bunca saçmalık içinde ben miyim garip olan? Herkes çok mu normal? Ben miyim gerçek olmayan. Bu hislerle ben gerçek değilsem kim gerçek? Zamanın iyi geleceği doğrudur da şu an için bunu biliyor olmanın en ufak bir faydası yok. Yorganların altından çıkıp bir yerelere gitmek zorunda olmasak o süreçte. Bitse gitse. Hissetmesek. Yok olsak, gitsek geri dönsek, unutsak.
Herkes nasıl böyle kolayca mutlu olabiliyor da ben dönemsel geçirdiğim bu halleri kolayca atlatamıyorum. Beceriksiz miyim neyim? sihirbazlar ağızlarından böyle uzuuun uzun kumaşlar çıkarır ya hani benim içinden de o şekilde bir insan çıkabilir. Denesek mi? Belki rahatlarım. Nolur içimdekiler gitsin. En çok da ağlamaya başladığım anda artık kendime söyleyebilecek tek kelimem bile olmuyor. İç ses de susuyor o zaman.
İyi şeyler de oluyor. 11 ayda 7 kilo verebildim. 62 kilodan 55 kiloyu gördüm. Bir sürü kitap okudum bir de. Tek mutluluğum bu.

17 Ocak 2013

başlık düşünmedim.

Şaşırmamam gerektiğini, dünyanın gidişatının böyle olduğunu, hepimizin ölümlü varlıklar olduğumuzu ve sonumuzun her an gelebileceğini söylüyorum kendime; ama bu uzun vadede en ufak bir teselli kırıntısı olmuyor.  İnsanın yüreği acıyor. Bunun tedavisi de yok.

bazı cümleler duygulara tercüman.