16 Mart 2012

b.











14 Şubat gibi önemli bir günden sonra bir daha yazamayaşım o günden daha önemli günler yaşamamış olmamdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Günler bildiğiniz gibi iş ev iş ev şeklinde gidiyor. Haftasonları ise çılgınlar gibi bir oraya bir buraya salınıyorum. Tam 3 haftadır yerimde hiç durmadan o uçak senin bu otobüs benim gezmelerdeyim. Yolculukları çok plansız programsız yaptığım için dönüş biletlerimi bulmakta hep sıkıntı çekiyorum. Geçtiğimiz cumartesi İstanbu'da evimde kahvatı yaparken ben Ankara'ya gidiyorum diye masadan kalkmam takdiri hakediyor. Misal  bu haftasonu yine Ankara da olacağım fakat henüz dönüşüm yok. Dönüşümün muhteşem olacağı besbelli... İşten bunalmış, insanları algılamakta zorluk çektiğim bir dönemdeyim. Kendimi üzmemeye ve bazı şeylere takılmamaya odaklandığım bir  yaşam biçimini benimsemeye çalışıyorum. Şu sıralar hiçbir şey pişirmiyor, kanaviçelerimi yapmıyorum. Sosyal olduğumu da söyleyemem. Dediğim gibi şu sıralar boş bomboş günler geçiriyorum. Ama kitap okuyorum mesela. Film izlemiyorum. The E en favori kanalım. Orada izlediğim herşeye şaşırabiliyorum. Bir filmin içinde gibiyim. Sessiz film gibi. Festival filmleri gibi anlamsız. O tip filmlerdeki karakterlere de benziyorum aslında. Ne çok güzel ne çok zayıf. Saatleri yerinden oynattığımız gün hepimize iyi gelecek. Bana bu haftasonu da çok iyi gelecek. Bu haftasonu hayattaki rolleri acımasız, kıskanç, kibirli ve sadece birilerini üzmek olan insanları unutup, bahar havasına gireceğim. Siz de girin bahar havasına. Bahar neden yazmıyor diye düşünmeyin. Evde bilgisayarım yok. Belki olsa daha sık yazarım. Görüşürüz.