30 Ekim 2010

peanut butter tastes also nicely without any bread.

evden hiç çıkmadan ömrümün kalan kısmını hiç sıkılmadan geçirebileceğime garanti veriyorum.bir nebze sıkılmam.evi seviyorum.o da beni seviyor.
bir de fıstık ezmesi var şu sıra.o kadar çok fıstık ezmesi yiyorum ki yakında küçük bir file dönüşebilirim.aslında ayı demek geçerdi gönlümden ama fil kelimesi tip olarak daha kibar.inanın ben de çok kibar bi insanım.gerçekteeen!
fıstık ezmesini ekmeğime her sürüşümde aklıma susam sokağında edi ve büdü nün pikniğe giderken hazırladıkları ekmekler geliyor..
susam sokağı kitapları küçükken vazgeçemediklerim olduğu için annem büyüdüğümde tekrar bakabilmem için "edi kayboldu" versiyonunu saklamış.bugün o kitaba bakarken elimde olmayan diğer kitapların içindeki çizimleri aklımda tutabiliyor olmam oldukça ilginç.
Fıstık ezmesi kavanozunun dün dibini gördüm.Şükürler olsun.sabah uyandım annem bana fıstık ezmesi almayı unuttuğunu söyledi üzülerek.ben de kesinlikle almaması gerektiğini söyledim.neyseki bilincim yerinde.
bir fıstık ezmesidir gidiyor..
yaşasın fıstık ezmesi.

28 Ekim 2010

beyin bedava!!

Tuna Kiremitçi'nin şu yazısından ne anlıyorsunuz?
saçma..

26 Ekim 2010

27 ekim 2010.

içimden sürekli haber etsek o yare gelse bomonti den diyorum.şereflendirse bizi olsak teyyare demiyorum.sadece o kısmını söylüyorum.sanırım artık uyumalıyım.evet sanırım.sabah 8 de didoyla buluşcaz ykm nin önünde.aklımızdan zorumuz yok.hayır yok.
ve 3 yıl önce bugün kızlarla istanbul'daydık.
düşününce onları 6 yıldır tanıyorum.
şu an zamandan korktum resmen.
öyle korktum ki sanırım uyuyamayacağım.
ama uyumalıyım.
yarın 8 de didoyla buluşacağız.
bu demek oluyor ki 7 saatten az bir vakit kalmış.
ne giysem acaba?

come rain or come shine.

25 Ekim 2010

keep calm.

bugün canım işte o kadar sıkıldı o kadar bunaldım ki,akşam eve dönerken kendime yeni kalemler, not defteri ve dosyalar aldım.hani belki işi yeniden severim diye.belki hani beni motive eder diye.ama hala canım sıkkın ve sinirliyim.Hayır geçmiyor ve geçmeyecek de sanırım.bu ara kendimi neden bu kadar hırpaladığımı neden kendimden ödün verdiğimi ne için fedakarlık ettiğimi düşünüyorum.nedense hiçbirini cevaplandıramıyorum.bazen gerçekten o kadar sinirleniyorum ki ben bile kendime katlanamıyorum.
evet yeni planlar yapmalıyım sanırım.
nereden başlamalıyım?

23 Ekim 2010

hımm?

anlatsam.kim anlar?

20 Ekim 2010

sevdim



gelinleeer!!!Bu siteye bir bakın derim ben!saç aksesuarları müthiş..tabii böyle birşeyler düşünüyorsanız.aklımızda bulunsun!tıkırtı.
bugün 3. kayıdımla tarihe geçtim!

where is my mind?

işyerindeki bilgisayarımın masaüstünü kendisiyle kapladım.hani sanki ben bir espri yapmışımda esprime gülüyor gibi.hımm.kurabiye gibi çocuk vallahi.

yağmurlu bir gündü tıpkı bugün gibi!


Bugün ıslanacağından emin olduğum yeni zara çocuk çizmelerim hiç ıslanmayarak beni nasıl mutlu ettiler bilemezsiniz.ve beni böyle havalarda bir gün bile yalnız bırakmayan lacivert yağmurluğuma da sevgilerimi iletirim.fakat yeni alınan ters dönmeyen şemsiyeme bir kaç lafım olacaktır.düğmeyle açılıp düğmeyle kapandığının farkına önceden varsaydım kafamın tam üzerindeyken yanlışlıkla düğmene basmamaya özen gösterirdim.birden kafama kapanmanla beraber sırılsıklam oldum.teşekkürler..ama en azından rüzgarda ters dönmüyorsun.bu çok önemli bir özellik..
yeni bir oyun yapılmasını talep ediyorum.oyun ankara sokaklarında yağmurun şakır şakır yağdığı bir günde geçmeli.kırık kaldırım taşlarının hangisinin üzerine bassam foşurt diye su çıkmaz oyunu bu.bence oldukça zor.
otobüste orda dolmuşta metroda ankarayada her türlü toplu taşıma aracında gözlerini üzerime dikip beni aşağıdan yukarı yukarıdan aşağıya süzen teyzeler,ablalar;deli misiniz??gözlerimle "ne var neye bakıyorsun"bakışları attıktan sonra.değil yüzüme ayağıma bile bakamıyorsunuz!haha.hayatımda hemcinslerimin beni süzmesi kadar nefret ettiğim birşey daha yok.rica ederim kendinize gelin.
yağmurdan şikayet etmeyi belki de bırakmalı.ve mevsim şartlarını yaşadığımız için sevinmeliyiz.sonbahardayız ve bunu gerçek anlamda hissediyoruz.küresel ısınmaya ne oldu bilemiyorum?
ve şimdi size gerçek bir oyundan bahsedeceğim.penguenli oyunum!oyunlardan hiç anlamam.ama konu penguenleri kurtarmak olunca kendimi seferber ettim resmen.ofisimizdeki bilgisayarın sağından girip altından çıkan arkadaşım yüce insan erkin öncelikli olarak kendi iphone una ricalarımı geri çevirmeyip crazy penguin catapult 2 yi yükledi.fakat baktım ki onun telefonunu çok işgal ediyorum.dedim bunun benim telefonumun versiyonu yok mudur?vardır.10 dk içerisinde telefonuma yüklendi ve ben de kutup ayılarının kaçırdığı bütün penguenleri bir gün içerisinde kurtarıp sağ salim oyunu bitirdim.eğer bitirmeseydim.sanırım işlerimin hepsi aksayacaktı.bir günde tüm levelları bitirmem hepimiz açısından iyi oldu.evet çok iyi oldu.öperim.

19 Ekim 2010

başlık bulamadım.

dün akşam eve tek başıma girdim.evimizi hırsız beyler kurcaladığından beri ilk kez akşamın bir vakti evde tek başımaydım.bu tip konularda oldukça korkak bir tavır sergilerim.misal kör karanlıkta camdan dışarı bakamam.dün akşam da salonun perdelerini çekerken oldukça zorlandım.bu kadar da ödlek olunmaz ki.dün midem oldukça kötüydü.duş almam gerekiyordu fakat ev ahalisinin gelmesini bekledim.tek başınayken yemek yemek de çok zor.saçma sapan birşeyler atıştırdıktan sonra evin soğukluğuyla üşümeye başladım.üzerime pofidik sabahlığımı geçirdim.televizyonda ellen de generes i izlemeye başladım.evde kalmanın tek güzel yanı tv nin size kalması.konuk olarak kelly osbourne vardı.o kızın haline üzüldüm bir süre.sonra gittikçe bulanmaya başlayan midemle beraber kendime daha çok üzülmeye başladım.vakit geç oluyordu.benim de uykum gelmeye başlamıştı.erken yatmayı herzaman çok sevmişimdir.erken yatıp geç kalkarak resmen şarj olduğumu hissederim.fakat kimse gelmediği için,duş almadan da yatmayacağım için uyuyamıyordum.nihayetinde herkes geldi.bir süre hasta olduğum için mız mızlandım.böyle durumlarda beni tek takan kişi annemdir.o kadar uykum gelmişti ki hemen uykuya geçiş yaptım.ve rüyamda istanbuldaydım.yine evde tek başıma.ama nasıl bir iç sıkıntısı var anlatamam.yine hastayım.anneme telefon açıyorum.annem tarhana çorbasının içine sedergine atarsam çok iyi geleceğini söylüyor(?!)bense anneme istanbul da sedergine bulmanın çok zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum.daha sonra annem ankara- istanbul arası metrobüs hattından bahsediyor(?!)ben de metrobüsün evin önünden geçtiğini ve şöfor beye ilacı vermesini gelecekleri saatte benim karşılayacağımı söylüyorum.ama öyle bir haldeyim ki o ilaç gelmezse öleceğim sanki.öyle bir tavır sergiliyorum resmen.bu rüyanın sonu yok ben ve sedergine kavuşma çabam görülmeye değerdi.bu rüyadan ve dünden alınması gereken ders;bahar yalnızlıktan nefret eder,gece evde tek başına korkar,istanbul a tek başına gitse kendine bakamaz.ya ya..

18 Ekim 2010

if you want to shine like sun,first you will have to burn like it.

Yaptığım şeylere değiyor mu diye düşünüp duruyorum.ve bu ayda en az bir kere tekrarlanıyor.insanın kendini belli bir yere koyamaması oldukça sıkıcı,zor ve de buhranlı.ben bu kısır döngünün içinde yakın bir zamanda kafayı yemekten korkuyorum.yaşadığım karasızlıklar ve yarattıkları iç sıkıntıları bazen beni aşıyor.resmen bünyeme xl geliyor.ne olmak istediğimi bilemiyorum.yaptığım bazı şeylere pişman olup gerizekalı olduğumu düşünüyorum.okuduğum bölümü neden okuduğumu,şu an neden bu işi yaptığımı,hangi konuda iyi olduğumu,sadece oturup yemek mi yapmam gerektiğini yoksa yazı mı yazmam gerektiğini bilmiyorum.kendimden sıkılıyorum.biliyorum geçici bir süre bu duygular içerisindeyim.ama ben dönüp dolaşıp aynı şeyleri düşünmekten sıkıldım.şu an birisi bana bir kariyer planlaması yapsa."evet bak eğer bunları yaparsan en mantıklısı olacak" dese,inanabilecek vaziyetteyim.birşeylere inanmak istiyorum.önümü görmek istiyorum.bazen konuşmak bile istemiyorum.durmak istiyorum.kafamın içinde hiçbir düşüncenin yer almadığı bir zaman diliminde gözlerim açık durmak istiyorum.

16 Ekim 2010

caruso

Bu sabahın ağırlığına ve işlerin çokluğuna bu şarkı gider.
şarkımız frangoulis ve dalaras'tan geliyor.şordan buyurun.

15 Ekim 2010

harika!

dodocuğumun bu yazısını okumalısınız!tık tık.
ötekileri de okuyun bence:))

13 Ekim 2010

my everything...

bir müşterimiz için düğün çıkış müziği ararken kendim için olanını buldum:)
dinlemek için tık tık.tam my first derken ki kısımda gelin ve damatın çıktığını hayal edin.hoş.
ally mc beal hayranı olarak tam bana uygun bir müzik.
gören de beni yarın evleniyorum sanır.hah.

12 Ekim 2010

Nickcim.


Sevgili Nick Russell tam benim kalemimsin.

11 Ekim 2010

stop.breathe.

işe gitmenin en sevdiğim yanı eve geldiğimde ders,ödev,ertesi günkü sınav gibi şeylerle uğraşmamak.evet.işe gitmeyi sırf bu yüzden seviyorum.yoksa sevilcek başka bir tarafı yok.

dün o kadar yorulmuşum ki gece bildiğiniz kabus gördüm.hayır ne gördüğümü hatırlamıyorum.fakat delicesine bağırmaya çalışıyordum.ne yazık ki sesim çıkmıyordu.ama nasıl bağırıyorsam sesim taa merve'nin odasına kadar gidebilmiş.kendisi gece zaten kapı gıcırtısından korkar.gözümü açtığımda başımda babam vardı.

ve bir gelinde gördüğüm gibi ben de gelinliğimin altına hiç alakasız renkte bir vivienne westwood giymeye karar verdim.dün size evlenmek istediğimi belirtmiştim.fakat düğünün tatlı telaşı hazırlık kısmı eğlencesi vs..bittikten sonra çok pişman olabilirim:))

Merve için planladığımız fotoğraf çekimlerini yapmak için sabırsızlandıkça daha çok işim çıkıyor resmen.bu cumartesi ve pazar da çalışıyorum.adalet diye birşey yok şu hayatta.bir hukukçu kardeşi olarak adalete kesinlikle inanmıyorum.çekebileceğimi düşündüğüm fotoğrafları ve kurguyu düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum.

ve istanbul.ajandama baktım en son 26 ocak'ta gitmişim; ki o gidişimde hiç bir yeri görememiştim.taksinin içinden Beşiktaş yokuşundan aşağıya şöööööyle bir denizi görmek bile yetmişti ozaman için ama şimdi özlemini tam midemin orta yerinde hissediyorum resmen!

ve önümüzdeki aylarda da istanbul'a pek gidebilirmişim gibi görünmüyor maalesef.okuldayken çıkıp çıkıp gidişlerimizi özlüyorum.özlüyorum.özlüyorum.


10 Ekim 2010

10.10.10 benim için tarihi bir gün.

Tahmin edersiniz ki bugün herkes evlenmek ve doğurmak istedi.Bir kısmınız bunu başarabildi,bir kısmınız başaramadı...hatta bazıları 10.10.10 da saat 10 da doğurmak için doktoru ayarlayabilecek kadar çılgındı.
bense tabi ki böyle bir günde tarihe adımı altın harflerle kazımasaydım şaşardım!!
şu an bu satırları size beynimin sadece ayaklarımın ağrısını algılayabildiği bir zaman diliminde yazıyorum.bu sebeple saçmalarsam lütfen affedin.
ben 10.10.10 da yani bu çoooook önemli günün sabahına doğum ile gözlerimi açıp akşamına oldukça ama oldukça ama oldukça yorucu bir düğün ile gözlerimi az sonra kapatacağım.bacaklarımın ağrısından uyuyabilir miyim orası soru işareti?
şimdi mız mızlanma kısmını geçelim.
gelelim 10.10.10 düğün izlenimlerime.
Düğün çiftimiz gördüğüm en şirin çiftlerden biriydi.Aileler de aynı şekilde...
Bu düğünün en başaralı tarafı kesinlikle arkadaşlardı.özellikle kız almadan sonraki konvoy süperdi.düğünün en güzel kareleri yine arkadaşlarla çekildi...
gelin kaprissiz olunca ben dünyanın en huzurlu insanı haline geliyorum.gelin harikadan 5 yukarı bir pozitiflik içerisindeydi.Damat ta aynı şekilde.
hal böyle olunca fotoğraflar inanılmaz güzel oldu.
içimize sindi.
şimdi buraları geçelim.
10.10.10 dan mıdır?çiftin hoşluğundan mıdır bilinmez.ben bugün evlenmek istedim.bu istek yarın geçebilir.bilemem.ama bunu unutmayalım.. ileride bir gün "ben 10.10.10 tarihinde evlenmek istemiştim" diye anımsayayım bugünü.yine bu şekilde bir kez daha çok evlenmek istemiştim.rüya gibi bir düğün videosu izledikten sonra fakat tarihini takdir edersiniz ki hatırlayamayacağım.
ben sırf o konvoy eğlencesi için falan evlenebilirim.konvoy müthiş birşey yahu.
bu düğün yine gösterdi ki bu tip günlerde hiçbir konuda risk almamalıyız.gelin herzaman yaptırdığı bir saç modeliyle müthiş rahattı.yani neymiş?fönse eğer sana yakışan düğün gününde bile fön çektireceksin!
diğer bir nokta ise;gelinlikte kuyruk olmaması gelinin hareketi açısından yüzde yüz müthiş bir şey..bunları buraya not alayım ki ilerde sıkıntı çekmeyeyim.
uzun lafın kısası. ben bugünkü çifti 2010 un en hoş çifti ilan ediyorum.çalışın 2011 de benim birincim siz olun.ama yok biz bu çiftten daha iyi oluruz 2010 a adımızı yazarız diyor iseniz,elinizi çabuk tutun derim ben.saçmalamaya başladığım için izninizle yatağıma doğru geçiş yapıyorum.saygılar.
Not:bugün r.amada otelde cebi delik gibi her tarafa cebinden kalem piller düşürüp tüm lobiyi gülme krizine sokan bendim. asansörün içinde açlıktan kendinden geçmiş bir vaziyette çikolata yiyen de bendim.kapı açıldığında karşımda bana şokla bakan gözlerin hepsini hatırlıyorum.kusura bakmasınlar.normalde öyle ayıcık değilimdir.sevgiler.

06 Ekim 2010

sabır.

Benim gibi bir insanın sinirlerini tepesine çıkarmayı başaranları alkışlıyoruuuuuuum!!!!!

04 Ekim 2010

süprizler..

Müthiş çiçeklerim ve ben
pastam
balonlarımdan çıkan notar:)))
o gün için hazırlanan masaüstüm
Bu da reklamımız olsun:)

03 Ekim 2010

hediyelerim!!!

Öncelikli olarak paha biçilemez müthiş doğumgünü notları...

Bu kitaplar kürşadcığımın hediyeleri...

Kalmadığıını düşündüğüm eteği teyzem arayıp bulmuş...
T-shirt ofisteki arkadaşlarımdan..kafası fiyonklu foto çekmeye çalışan kız kime benziyor acaba?
İstanbul temalı tabak yine ofis arkadaşlarımdan.bu kadar ince düşünülmüş bir hediye daha olamaz!paşabahçedeki takımı olan çay bardaklarını acil almalıyım!!
eiffel kurabiye kalıbı!!!reco ve büş'ün hediyelerinden sadece biri!!

kavun rekli toy watch um dayımın,yengemin,büşün ve recomun hediyesi!!
Kırmızı tokam yine teyzemin hediyesi..Yanındaki fiyonk küpeler yine ofisteki arkadaşlarımın aldığı 3 küpeden sadece 1'i..
kolyelerin soldaki Mervişimin sağ taraftaki iste başakcığımın hediyesi...:)
Müthiş tarifli tatlı kitabım yine büş ve reco dan...
bir de dido ve efe nin hediyesi var ki onu burdan afişe etmek istemem.yalnızca fiyonklu olduğunu söyleyebilirim:)
bir de iş yerine gelen müthiş çiçeğim vardı..onun fotosu iş yerinde..yarın ekleyeceğim.ayrıca ofistekilerin sabah balonlu karşılamasını da yarın ekleyeceğim fotoğraflardan görebilirsiniz.öperim.