28 Ağustos 2010

bana mutluluğun resmini çizmeyi bırak huzurun kokusunu bul.


Kendimi dünkü gittiğim doğumda çektiğim bebişlerin fotoğraflarını koymamak için zor tutuyorum.doğum oldukça zordu.yine doğurmakla ilgili binbir soru işareti ile hastaneden ayrıldım.annenin kendine gelmesini beklerken.kapının önünde teyzelerle öyle derin bir muhabbete dalmıştım ki mutluluğu hissettim.teyzelerim dünürleriyle arasını nasıl iyi tuttuklarından bahsediyorlardı.kızlarını kayınvalideleriyle iyi anlaşmaları için nasıl uyardıklarını."şekerim evladını afedersin ama biraz dürtmezsen olmaz.3 günlük düyada ne diye iyi geçinilmesin ki...?,şimdiki gençler çok sabırsızlar."odalardan birinde tv den müge anlı'nın sesini duyunca anladım ki ben ofiste çalışabilecek bir insan değilim.bi an hastane de olsa pencereden gelen ışık iyi geldi.kendimi o teyzelerle beraber bi italyan filminin içinde gibi hissettim.belki de iki tane bebişin doğmasından etkilendim bilemiyorum.
teyzelerden en tatlısı fotoğraflarda çok kötü çıktığından yakındı.ben de güzelleştiririz diye onu teselli ettim.bana bir ruj sür yeter dedi.bana ruj o kadar yakışır ki,bi ruj sürsem zannedersin ki komple makyaj var suratımda dedi.
dünkü doğum beni biraz sarstı.neyse ki şimdi anne de bebekler de gayet iyi.önümde normalinden bir doğum daha var.bugünler de olmaması için duacıyım.
ve dün bir dilek dilemem icab etti.ne dileyeceğimi bilemedim.ne istediğimi bilemedim.sonra düşündüm.sadece huzur istedim.huzurun kokusu olur mu diye düşündüm.huzuru koklayabilmeyi diledim.
akşama taylan'la pıniko da iftar var.öbür ay gün sırası bende.sadece pazarları çalışmadığım için misafirlerime evde brunch keyfi yaşatmayı planlıyorum.
ve bu yıl doğumgünümde bir adet danboard istiyorum.evet istiyorum.o benim en yakın arkadaşım blythe ımdan(zehrasu) sonra ruh halimi en iyi açıklayan yegane varlık.onu seviyorum.sizi de seviyorum.

25 Ağustos 2010

kendime pes.



sabahın bir köründe işine doğru yürürken bir yandan da manavdaki meyvelere bakacağım diye kafasını kaldırımda park halindeki minibüse çarpan kaç kişi var aramızda merak ediyorum?evet gerçekten çok merak ediyorum.

22 Ağustos 2010

şok.daha ucuzu yok.

gecenin şu saatinde henüz uyuyamadım.çünkü evde bir kişi eksik kalınca bir huzursuzluk biniyor tepeme.her neyse mevzu şu şekerim.ben uyuyamayınca faceböke sardım.sarıp sarmalandım.bir de baktım ki,ister inan ister inanma ama herkesler birbirini tanıyor.şoklardan şoklara sürükleniyorum şuracıkta.neymiş bu facebök yahu..kendi kendime konuşuyorum işte.boşver.

21 Ağustos 2010

Bu bir başarı hikayesidir.

geçtiğimiz 3 yıla kadar ben köpeklerden deli divane kaçan,korkan biriyken evde bir köpek isteyebilecek kadar onlarla yakınlaşabilmeyi sağlamış biri haline geldim.hiç bir zaman hayvan canlısı biri olamadım.nedenini bilemiyorum.küçükken teyzemin köpeklerden ya da kedilerden kaçmasından falan etkilenmiş olabilirim,bilemiyorum.köpekleri her zaman sevmişimdir.çünkü onlar oldukça makul gelirler.sevimli bir yanları var her cinsinin.kedilere karşı hep soğuk olmuşumdur.kendilerinden hala korkarım..
ben yıllarca ne kadar köpekten kaçtıysam onlar da o derece, nereye gitsem karşıma çıktılar..
serüvenimiz güzel sanatlara hazırlanırken gittiğim atölyede hocam'ın köpeği Dali'yle başladı..
atölyenin içinde bir köpeğin olması o atölyeden vazgeçip başka bir atölyeye gitmeme sebep olabilirdi.düşünün o kadar korkuyordum.gittiğim 1 sene boyunca ben ondan kaçtım o beni kovaladı.yanıma yaklaştığı anda huzursuz olabiliyor,birden arkamda falan görürsem çığlık çığlığa bağırıp hocamı sinirlendirebiliyordumkendisi av köpeğiydi.siyah beyaz renkte,atölyenin içinde bir uçtan bir uca bir at gibi koşturup dururdu.sabahları kursa ilk varan ben olduğum için kapıdan girdiğim anda tepeme çıkardı.resim çantamı kendime siper ederdim.bir defasında ortada bıraktığım poğaçalarımı silip süpürmüştü.adeta peşimi bırakmıyordu.çok eziyet çektim fakat korkumu yenemedim...evde köpekten ultra korkan merve ve teyzemin gözünde o atölyede barınabildiğim için kahraman ilan edildim.
ardından istanbul'da staj yaptığım yerde sevgili Tarçın'la karşılaştık..ofise girdiğim ilk gün kesinlikle rezil olmamak adına gıkımı bile çıkarmadan bana sokulup,beni koklamasına izin verdim.ilk defa girdiğim bir ortamda köpek yüzünden huzursuzluk çıkarıp insanların beni gıcık biri olarak algılamamaları için resmen köpeklerden hiç korkmayan biri edasında,fakat korkudan kalbim ağzımdan fırlayacakmış gibi birkaç gün kendimi tutmaya ve ona alışmaya çalıştım.Tarçın çok tatlı bir golden dı.bir kaç gün sonra farkına vardım ki ben onu çok seviyorum.hatta kafasını sevmeye başladığım anda başını dizime koymasına bayılıyorum.böylelikle köpeklerden korkma duygumu Tarçın'la birlikte yendim.
eğer yenmeseydim çalışma hayatımın ileriki zamanlarında oldukça güçlük çekermişim,çünkü daha sonra ankara 'da staj yaptığım ajanslardan birinde sevgili Gazoz'la karşılaştık..kendisi yine tatlı bir golden.ve gördüklerim içinde en akıllısıdır.
veee..şimdi çalıştığım ofis içerisinde de sevgili Duffy var..kendisi yine tatlı mı tatlı bir golden.biraz hasta.maalesef kasları eriyor.patronumuz ofis dışında bir yere gittiğinde birden depresyona giriyor.ben ona depresyondan çıkması için türlü öğütlerde bulunuyorum.terapiler uyguluyorum fakat pek oralı olmuyor...fakat keyfi yerine geldiğinde gelip patisini kaldırıp ona terapi uyguladığım için gelip bana teşekkür ettiğini düşünüyorum.bugün gözünü bile kırpmadan yediğim şeye hipnoz oldu resmen.bir süre sonrada ağzının salyaları aktı:)ben ona kıyamamm!!verdiğim yemeklerin hepsini havada yakaladı.ona bayılıyorum.aaah bir de kokmasalar...
burdan tanıdığım tüm köpeklere sevgilerimi iletirim..

16 Ağustos 2010

bana sensiz cihanda can ne lazım?

dükkandaki kasada otururken, gelenlere gururla bizi anlatman geldi geçen aklıma..gözlerinin içi parlardı bizlerden bahsederken.hiçbirimizi atlamadan anlatırdın.
dükkana her gittiğimde nedense hep bi yerden çıkacakmışsın gibi gelmesi 3 yıl geçmesine rağmen hala devam ediyor.3 yıl geçmesine rağmen ben senin yokluğuna alışamadım.yıllar yıllar geçse de alışamayacağım.
sen en tatlı kahkahanla oralarda bi yerlerde anlattığın hikayelerinle anneannemin göbeğini hoplata hoplata gülmesine neden oluyorsundur eminim.

3yıl içinde ne mi oldu?
seni özleyip duruyoruz.ve ben gittiğim her doğumda bebeklerin dedelerine bakarken gözlerimin dolduğunu saklayamıyorum...

bu akşam beraberce toplanıp yemek yiyeceğiz.yanımıza gelmeyi unutma..
bu şarkı da sana..bu şarkının anlamı çok başkadır bizim için.o yazlara selam olsun dedecim.aynı senin dediğin gibi..o günlere selam olsun..

15 Ağustos 2010

yar bana bir eğlence.

hayırlı olsun.adından sanından tipinden hiçbirşeyinden henüz emin değiliz ama şimdilik burdan buyrun.öperiz.

12 Ağustos 2010

merve T.ye açık mektup.

943 yıldır merve'yle ertelediğimiz yemek denemelerimize bu pazar başlıyoruz.
şu an buna ben karar verdim.
henüz merve'nin haberi yok.
yaptığımız yemek denemelerimizi sizlerle de paylaşacağız.
sadece pasta düşünmeyin.
çok iyi yemek de yapabiliriz.
eğer başlamazsak bir daha hiç yemek yapamayalım.
her pazar yeni bir tarif denemezsek ellerimiz mikser tutamasın.
oh buraya da yazdım.
artık yapmak zorundayız.
merveee!

10 Ağustos 2010

fotoğraflarla en özel hikaye.enözelgün.com vs..

şu çocuğun suratına
şunun gamzelerini ekleyelim.ve sigara içirtmeyelim.biraz da şişmanlatalım.ama çok değil.



ben üzerime şunları giyeyim.sıradan bir gün çünkü.bizim her günümüz böyle.şurdaki sandalyede ben otururken,böyle diyeyim..
o da böyle desin.
ben de "aah ben de sana bunları pişirmiştim" diyeyim.


bir de bunları..bunları da fırına koysam 2dk da pişer.e o da dayanamayıp böyle der tabi...
neyse..
hürriyet ik dan sonra bu ayın elele dergisinde portfolyomdan küçük bir haber yer almakta..hikayemi bunları söylemek için anlatmadım.o içimden geldi şekerim.haber olduğumu bana üşenmeden haber veren mine 'ye ve merve'ye haber ulaştıran hera'ya teşekkürler...

06 Ağustos 2010

bahar dinletisi.

bugün günlerden cuma..yarın cumartesi ertesi gün pazar falan..benim günlerle bir alıp veremediğim yok.hergüne alıştım ben artık.sabahları dilime dolanan şarkılarla ne alıp veremediğim ver bilemiyorum.bu konudan merve de çok şikayetçidir ki ben bile bazen kendimden bıkıyorum.sabah uyanır uyanmaz bi insanın beyninde ally mc beal misali neden sürekli müzik çalar?hem de bildiğin orkestralı falan.şarkı söylemeyi çok seven biri olarak,sabah sesim iyiymiş kötüymüş dinlemeden şakır şakır şakıyorum.fakat aklımdaki şarkılar kesinlikle bir gün önceden sürekli dinlediğim bir şarkı ya da saçma rüyalarımın etkisinde falan kalıpta dilime dolanan şeyler de değil.müslüm gürses'ten tutun,madonna'ya kadar herkes gelebilir aklıma.bu sabahki başlangıç şarkımız madonna'dan la isla bonitaydı.ama dediğim gibi bugün iyi bir gündü.bazı günler çok ağır makamlı türk sanat müziği falan da söyleyebiliyorum ki.işte o günler en çekilmez olanları.bunun yanı sıra billie holiday bile söylemişliğim vardır ki dediğim gibi sabah o sesle pek çekilir değil.aileme sabırlar diliyorum.şimdi müzik listemi açıyorum.ve uzun zamandır dinlemediğim in a manner of speaking çalıyor.daha önce de yazmıştım buraya.bu şarkının bana her dinlediğimde aynı hissi uyandırması oldukça ilginç.o günlerin üstünden günler günler aylar yıllar geçmişken damağımda hep aynı tat sevgili bloğ.ama bugünün ruh haline en ama en çok uyan şarkı sabah çok zor uyandığım için şudur.evet evet budur.seni seviyorum.öperim.

03 Ağustos 2010

sizin alınız al inandım...

sezen hanım an itibariyle duygularıma yine harikadan 5 yukarı bir biçimde tercüman oldu sağolsun..cümlem devrik oldu.farkındayım.ama düzeltesim yok.sen şuraya tıkla hadi.

02 Ağustos 2010

doping.

Geçtiğimiz cumartesi değil ondan önceki cumartesi günü ki ayın 24üne denk geliyor,sabahtan akşama kadar düğün hikayesi çekimim vardı. gece de antalyaya doğru yola çıkmam gerekiyordu..akşam 8 gibi eve geldiğimde hazır bir bavulum vardı.fakat annem hazırladığı için içerisinde ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu..yıllardır tatile giderken babamdan merve'ye kadar tüm bavulları ben hazırlamışımdır.bu yıl bu bavul işi çok hoşuma gitti:)merve'yle dünya kadar otobüs yolculuğu yapmışlığımız vardır.her geçen yıl otobüste daha da bir kendimizden geçerek uyuyoruz.muavinlerin bizi ineceğimiz yerde uyandırdıklarında verdiğimiz tepkilerin her yıl videoya çekilmesini talep ediyorum..bu yılki tatilimiz de her yıl olduğu gibi ultra dinlenmeye odaklıydı.sabah 8 de kalkış akşam 9 da yatış.gün boyu mervişimin nasıl daha çok yanabileceğini düşünmemiz.kendisinin yanamadım yine yanamadım diye fenalaşması.vs..durmaksızın kitap okuma.öğle uykuları..evde izlenmeyen tv ye tatilde doyma.tv izlerken uyumanın keyfine varma falan..
P1140712
Yukarıda gördüğünüz çanta içindeki raketleri merve daha iyi yanabilmemiz için ordan aldı.kendisi bu tip aktivitelerle her tarafımızın eşit yanacağından emindi.fakat her yıl biraz daha beyazlaşan ben bu yıl bronzlaşmakta biraz daha zorluk çektim.mervenin dakika tutarak güneşlenme seanslarının yarısında kendimi hep gölgede buldum.raketlerle oynamamız tabi ki görülmeye değerdi.ikimiz de oynamakta baya güçlük çektik.
P1140873
Tatil boyunca iki adet kitap bitirildi.ikisi de mineciğimin tavsiyeleri.."birbirimize söyleyemediğimiz onca şey" ve "carrie günlükleri" ikisi de tam tatil kitabı..mineciğime teşekkürler...ayak mervişimin ayağı.kendisi kolundaki bilekliği çıkartıp ayağına hal hal yaptı...çünkü yanık tene mutlaka hal hal takılması gerektiğini söyledi.bronzlaşmak la ilgili tüm sorularınız için kendisine ulaşabilirsiniz.
P1140794
tatil boyunca denizsiz memlekette nasıl yaşıyoruz diye düşünüp durdum.merveyle, sürekli olarak böyle bir hayatımız olsa sıkılır mıydık diye bir düşündük.kararımız kesinlikle hayır oldu.

P1140785
son gün annemin kızı olmam dolayısıyla tabi ki denizle vedalaşmam gerekti.vedalaşırken önümüzdeki kışı çok iyi geçirmek için güzel dileklerde bulunup dualar ederken ben, kulağımda tesadüf eseri sezen aksu yaz bitti yine mevsim sonbahar demekteydi..
deniz karşında olunca özlediklerimi düşünüp efkarlandım tabii..dedem geldi aklıma.denizin bittiği yere baktım orası çok uzak diye.göremedim oralarda.bulutlara baktım orda da göremedim.ama ben onu düşündüğümde onun beni gördüğüne inanmak istedim.sonra kitapta okuduğum gibi dedemin de çıkıp gelme ihtimalini düşündüm.

P1140982
dönme vakti gelince,ertesi gün işe gideceğimin farkına varınca biraz gerildim.sonra mervişi bodruma uğurladık,tatiline kaldığı yerden devam etsin diye.biz de konvoy halinde yola çıktık.yoldan meyve sebze alırken yukarıdaki tatlışkoya rastladık."çok sıcak şekerim sana yelpazemi vereyim,bir de fotonu çekeyim" dedim çok sevindi..ben ona bayıldım...sonra biz konvoy halinde tıngır mıngır giderken kuzenimin arabası dağın bir başında çatadanak bozuldu.yanımızdan şans eseri bir çekici geçti ve durdu!!ki bence bu dünyanın en inanılmaz olaylarından biriydi.çekiciye arabayı yerleştirmek için babam kızım sen de bir el at da itelim şu arabayı dedi.dedi de benim o eller o sıcakta arabaya değince cos cos yandı!birisi o an kesinlikle fotoğrafımı çekmeliydi.sonra biz yolumuza bir kaç fireyle arabanın içinde tıka basa devam ettik..tıka basa olunca babamın dayıma aldığı frenk yemişlerinin iğneleri ayağıma battı:)
dedemle anneanneme de uğradık...biz onları göremedik ama onların bizi gördüklerine inmak istedik yine.
konyanın müthiş etli ekmeğini de yedik.konya da arabanın derecesi 47 yi gösterdi.ben de gözlerimle gördüm.
tarkancığımın cd sini de aldık.fakat araba kalabalık olunca dinlemek nasip olmadı.kağıttan şarkıların sözlerini okumakla yetindim.fotoğraflarına bakınca farkettim ki tarkan bana benziyor.ya da ben ona:))özellikle burnumuz ve çenemiz!kendisini oldum olası beğenirim.hemşerim neticede.ama ensesinde gördüğüm love yazan dövmeye inanmak istemiyorum.
bu yazıda son yılların en uzun yazılarından biri seçilsin..
insan uzunca bir müddet yazmayınca böyle oluyor demek.
hayatlarımız mükemmel kokan yemekler gibi olsun.ağzımızın tadı hep yerinde olsun.insan kendini hergün tatilde hissetsin.falan.öperim..