30 Haziran 2010

evin ana.

bu kayıt merve'nin kızması sonucu kaldırılmıştır.

28 Haziran 2010

çıstatatak çıstatatak.

kafamın içerisinde beynimi kemirmekte olan düşünce baloncuklarını patır patır patlatmak için elinize birer iğne alın.çatal da olur.balon patlatan bir şeyler işte.neyse o.toplanın yalnız.kalabalık olun.malum çok balon var.elinizi çabuk tutun.yoksa kafam patlayacak:(siz baloncukları patlatırken şu şarkı çalsın.belki psikolojimize iyi gelir.sevgiye ihtiyacım var.çirkin,kötü niyetli,burnu havada insanlardan sıkıldım.balonları patlatınca haber verin.yarın sabah çok güzel olsun.üstümdeki 4 dana kalksın.poh pohlayın beni.sonunda düşünce baloncukları patlamış bir poh poh perisi olayım.amin.

25 Haziran 2010

özledim.

bir an gözlerimi kapatıyorum.midemde bi gıdıklanma.istanbul'u hayal ediyorum.o yazı düşünüyorum yine elimde olmadan.2 yıl nasıl geçti böyle çabucak anlayamıyorum o an.sadece hayal ediyorum.tramvay durağının tam karşısındaki kapıyı hayal ediyorum.asmalı'dayım.kapıdan içeri girdim.kafamı havaya kaldırdım.renk renk ışık toplarını görüyorum.biraz daha ilerledim.helvetia yı gördüm..kimsenin ne dediğinin anlaşılmadığı bir sürü kalabalık sesinin içindeyim.helvetia yı geçtim.sofyalı yı gördüm sonra gülümsedim.bir öğlen yediğim yaprak dolması geldi aklıma.üzerine bir de kahve içmişim sanki.biraz daha ilerledim.çin lokantasını gördüm.yediğim nefis noodle geldi aklıma..tam karşısındaki duvarlara baktım.afişlere.binbir çeşit stencillere.döndüm soldan..groove a baktım şöyle, çok kalabalıktı.sonra tam karşısındaki otto da yediğimiz pizza geldi aklıma.geri döndüm geldiğim yoldan.sola döndüm sonra.sonra sağa döndüm.karşımda starbucks..sağımda sabahları annemi arayıp alerji oldum ne ilaç alıcam diyip uğradığım eczane..yok o biraz daha yukarıda sanki..önemi yok.şimdi yürüyorum.çok kalabalık.ama ben seviyorum bu kalabalığı.hafif bi serinlik var.yürüyorum.yürüyoruz.portakallı kurabiyelerim geliyor aklıma..annemin çok sevdiği beyoğlu çikolatası..sağıma soluma bakarak geçiyorum.hiç birşey kaçırmak istemiyorum.çok mutluyum.şimdi meydandayım.bi günde gümüşsuyundan aşşağıya yürüyelim mi?ya da cihangir'e gidelim mi?ben çok özledim istanbul'u...
Not:o yaz beni İstanbul'a gönderen babama,istanbul'a göndermesi için yalvaran merve'ye,dualar eden anneme,evlerini bana açan kuzenlerime,orada staj yapan arkadaşlarıma,İstanbul nasıl geziliri öğreten Yavuz'a ve İstanbul'a teşekkürler...

21 Haziran 2010

oradan,buradan,şoradan.

aklıma gelmişken söyleyeyim;
K.enan doğulu yaşını başını almış bir insan olarak neden hala üniveriste "bebe"leri gibi giyinmekte anlayabilmiş değilim.ve bu durum beni resmen rahatsız ediyor.kendisini tv de görmeye tahammülüm yok.zaten şarkılarının büyük bir bölümünü anlamakta güçlük çekiyorum.uzun saçlı kalsaydı daha iyiydi.o bile kendini daha çok yansıtıyor.ama şu hali yok mu?resmen bizi kandırmaya çalışıyor.ama yemeyiz kenancım sen yaşlısın.yüzün yaşlı bi kere.hah.
ikincisi polis dizisi var ya.işte bence o g.erçek kesit gibi.ve artık o dizide oynayan tüm vatandaşlar kendini birebir polis zannetmiyorlarsa eğer,ben de Bahar değilim.adamlar günlük hayatlarında falan sürekli bağırıp çağrıo olabilirler ona buna şuna.tv'de şu an onu gördüm diye dedim.yoksa konuyla ilgisi yok.kafan karışmasın.aslında ortada konu yok.
Fotoğraflar annemle merveyi selmoş'un kınasına bıraktıktan sonra babamla gittiğimiz yemekte çekildi.yalnız burada önemli olan nokta şu;babam bazı sebeplerden çok ama çok çok sevdiğimiz r.ecep ustaya gitmemeye karar vermişti.ben de işte çıkmış aç ve yorgun olduğum için baba bi yemek ısmarlasan B.eykoz'a mı gitsek falan diyordum.(işkembe çorbasını pek sevdim oranın)ki aa recebimin ışıkları yeşil yeşil yanıyor."aaa recep"dedim dışımdan."keşke gitsek"dedim içimden.babam da bir baktım direksiyonu kırdı oracığa.babamın direksiyonu kırmasıyla benim gözümde canlanan helvalar,patlıcan dolmaları,içli köfte falan sorma gitsin...bizim masamıza bakan beyfendi ısrarla yemeğin sonunda bize baklava getirmek istedi.ben de dedim ki tamam baklava getir ama helva yemeden şurdan şuraya gitmem.o da dediki size 2 porsiyon getireyim ozaman...hayır der miyim? aslaaaaaa..
baklava hususuna gelince ben ömrümde böyle bir şey yememiştim dersem abartmış olmam..çünkü baklava gibi değildi o.bi kere sıcacıktı...şerbeti azdı.cevizi çoktu.ve inanılmaz gevrekti.resmen ağzımda dağıldı gitti.yalnız onu yapan çocuk 3 aylığına d.bakır'a gidiyormuş...
son fotoğraf babamın orda olduğunu saklama çabaları...
asıl bombastik olay ise babamın ordaki iki küçük kızın fotoğrafını çekip fotoları ailelerine mail olarak göndermesidir:)...yazının özü yoktur.yemek yemek dünyanın en güzel şeyidir.fakat kenan'ı bu işe karıştırmayın ha bir de kendini polis zannedenleri.

20 Haziran 2010

life as we know it.

şu papatyalar kadar güzel...
şu susamlı tavuklar kadar lezzetli

şu kelebeğin desenleri kadar dikkat çekici.

bir suşi kadar tuhaf.

şu fotoğraf kadar huzurlu
şu mum gibi parıldayan biri olmak istiyorum.ömrünüzde böyle saçma şey duydunuz mu?ben duymadım.blogumu ihmal ediyorum zannetmeyin.sadece biraz çok çalışıyorum. biraz çok uyuyorum.sizleri sevgiyle kucaklıyorum.

17 Haziran 2010

merak ediyorum.

tıkla.ben söylüyorum.

16 Haziran 2010

laphotocabine

11 Haziran 2010

take me away.

şurda olmam lazım.evet çok lazım.

09 Haziran 2010

feel so good.

bu sabah dinlenen şarkılar;

[03:48] lilly allen who'd have known
[03:37] lilly allen vs. jamiroquai - smile (tallulah) (u got mixed by sacha lix
[03:35] lilly allen - fuck you
[03:59] lady gaga - poker face
[03:48] mika - happy ending
[03:56] mika - relax, take it easy
[03:48] jamiroquai - cosmic girl
[05:41] jamiroquai - virtual insanity
[03:26] jamiroquai - you give me something
[05:23] jamiroquai - feel so good
[06:04] jamiroquai - talulah
[03:18] lilly allen - smile

05 Haziran 2010

mutluluktan ölmek istemem!!


mutluluktan ölebilirim.yıllardır ara sokaklarda kah babamdan gizli kah babamla birlikte sürdürdüğümüz araba kullanma aktivetelerimizi ankara trafiğine taşımış bulunmaktayız.2 gündür sıkı bir şekilde trafikte araba kullanmaktayım.bu benim için küresel ısınmanın sona ermesi gibi bir durum.trafiğe geçmemle birlikte görüceksiniz sevgili ankaralılar!çok büyük değişiklikler olacak...bir kere öncelikle trafiğe yepyeni bir heyecan geldi:))diye uzatırım gider.ama bilirsin seni sıkmak istemem.ve bildiğim tek bir şey var o da şu;eğer ben iyi kullanmasam babam ASLA ASLA NEVER NEVER bu arabayı bana veeermezdi!!sürekli olarak bunu konuşmak istiyorum.ömrüm boyunca merve'nin mükkemmel araba kullanan arkadaşı neyir'e özenmişimdir.henüz onun kadar iyi olamasamda,örnek olarak aldığım kişiler arasında kendisini gösterebilirim.bir de otomatik falan değil hacı..bildiğin vitesli araba!havamdan geçilmiyor yani...havalar gazlar 1500!nazarlar değmesin!dağlara taşlaraa..

Bugün işteyken anladım ki çocukların gülümsemesi için suratıma bakmaları yeterli.inanılmaz bir elektrik var çocuklarla aramızda.hepsi beni bugün kırmadan güzel güzel pozlar verdiler kameralara...her birine burdan teşekkürlerimi iletiyorum.

işimden gücümden vakit bulup başakcığımla annesinin sheraton daki şahane sergisini gezdik.ordan da haydi karnımız acıktı lins'e gidelim derken.otelden çıkar çıkmaz gözüme yaptığım logo ilişti söylemesi ayıp.aay dedim foto makinam da yanımdayken gidip bir foto çekilse logoyla dedim.neticede bu da önemli bir olay sevgili okuyucularım.bu benim yaptığım ilk logo..piyasadaki ilk logom.benim için bir bebek o:)kıymeti tartışılamaz bir değer.sevgili Çetin Beyden foto çekilmek için rica ettim.kendisi beni hiç kırmadan dilediğim gibi çekilebileceğimi söyledi.

şu an o kadar mutluyum ki..yarın işe gidecek olmak bile canımı sıkmıyor!hatta arabayla gitmeyi düşünüyorum:)öperim doyasıyaaa!!!lay lay laaa...

01 Haziran 2010

repeat after me!"i am free"


Benim hayatım iyice monotonlaştı.yazacak bir konum bile yok.okuduğum bir kitap bile yok.konsantrasyon 0.işlerimi bitiremiyorum.işe gelirken ki halimi görmelisiniz.işe değil de işkenceye gidiyor gibi bir yüz ifadesiyle otobüste cam kenarından melül melül dışarıyı seyrediyorum.henüz ben de ne yapmak istediğime karar verebilmiş değilim.bi hedef koyamıyorum önüme.şurdan bakınca 2 ay sonrasını göremiyorum.yemek bile pişiresim yok.sen düşün artık halimi...dün akşam bi kurabiye yaptım.sanki 4 tane fil üstüme oturdu bitirene kadar.master başvurusu yapmak üzere sınavlara girdim misal.o sınavlara da neden girdiğimi bilmemekteyim.sonra düşündüm de bari master yapayım.ama burada değil.hayır yanlış anlama Ankara'yı seviyorum.ama baydı beni.yani şimdi izmir'de yaşayacaksın deseler giderim.o derece baydı.yani bunun istanbul'la bi alakası yok.oraya hasretliğim ayrı konu.o sebeple dedim ki kendime.kalk dedim master başvurusu yap dedim.ama bunu da emin olarak söylemedim hani.sıkıntıdan resmen.yapmış olmak için yapmak gibi.hani şehir değişikliği iyi gelir belki.belki de çok kötü gelir kim bilir?gerçekte elimi şurdan kaldırıp şuraya koyucak halim yok.şimdi istanbul' da bir işim olsaydı,ona da 4 ay veriyorum maksimum.sonra ben yine sıkılırdım.terbiyesizim ben.arsızım.ne istediğimi bilmiyorum.ne lazım bana bilmiyorum ki?ilacı var mı kuzum bunun?varsa yollasana.şu şarkıyı dinlesene bi de.tık.nasıl iyi geliyor bana bir bilsen.