31 Ocak 2010

napoliten.

annem dışarıdakiler gibi napoliten yapabilen tatlı bir kadındır.bunu nasıl yaptın diye sorduğumuzda dünyanın en kolay,en huzurlu işini yapmışcasına büyük bir sakinlikle anlatır..hiç kimse onun gibi muzlu pancake de yapamaz.ve bi pazar gününü kimse onun gibi güzelleştiremez.haberiniz olsun.

kuki for selma.

diğer fotoları merve hanımın blogundan görebilirsiniz.

29 Ocak 2010

i'm a fool to want you.


bugünün şarkısı...kışa uygun bana uygun.hoş...

ankar.

Dün sabah kar dolayısıyla sevgili 112 bizleri kuğulu park'da bırakıp kaçtı.ben filistin'e kadar yürürken acaba köroğluna kadar yürüyerek gidebilir miyim diye düşünüyordum.mesafeyi bi türlü kafamda ölçüp biçemedim.üşümekten-donma faaliyetine geçmeye başladığım için beynim çalışmıyordu sanırım.bu yüzden telefonla joker hakkımı kullanmak istedim.babamı aradım.babam kızım orası yürüncek yol değil deli misin dediğinde filistin'in başındaydım.yol yokuş yukarı olduğu için her adımımı 10 saniye de falan atabiliyordum.ardından önümde yürümekte olan hanımefendi bana köroğluna çıkıcam gel taksiye binelim dedi.hemen sonra 2 ablamız daha bizimle gelmek istediklerini söylediler.fakat taksi bulmak bir dert.bulunan taksiciler de oraya kadar çıkmalarının çok zor olduklarını söyleyip bizleri geri çevirdiler.allem ettik kallem ettik bir taksiciyi ayarladık ve işlerimizin yolunu bulduk.
şimdi burdan sevgili istanbullulara sesleniyorum.ankara'da kar yağdı.biz işimize gittik,öyle veya böyle.abartılcak bi durum yok.biz de çamura battık,kan ter içinde kaldık ama inanın abartılcak bi durum yok.yapmayın böyle.doğudaki vatandaş size bi tarafıyla gülüyor olabilir.komik olmayın rica edicem.öperim.
norah jones'un tahminimce yeni albümünü dinliyorum.teşekkür ederim cd için.bi daha öperimm.

28 Ocak 2010

İstanbul seyahati1

Bu İstanbul yolculuğu belki biraz abartı olacak ama hayatımın nadir önemli zamanlarından biriydi.
*Uçağa binmek benim için başlı başına bi dertken, tek başıma uçağa binmek benim için dünyanın eeeen olağanüstü olayı olarak tarihe kazındı.
*Patronunla seyahate gitmenin zorlukları adlı bi roman yazabilirim...Çünkü ben böyle durumlarda dünyanın,evrenin,kainatın eeeeen çekingen insanı seçilebilirim.
*Bir bebeğin dünyaya geldiği ana şahit olmak şu hayatta yaşayabileceğim eeeeen tuhaf anlardan biriydi sanırım.Doğaüstü,insanüstü bi olay.çok çok çok tuhaf bi duygu.ellerimin titremesinden çektiğim fotoğrafların pek bişeye benzemediğini belirtmek isterim.
*İstanbul...Bu sefer İstanbul'a çok başka bi yerden baktım.sana bugün tepeden baktım aziz istanbul şarkısı gibi değil.ben orda geçirdiğim o güzel yaza uzaktan baktım.şimdi çok uzağındaydım o yazın. zamanın böyle acımasızca çabuk geçmesine içerledim.denizi görmek bile gözlerimi dolu dolu yaptı.belki sinirim bozuktu.doğuma girmiş olmanın verdiği duygusallık ve uçağa binicek olmanın verdiği gerginlikle...bilmiyorum.Bahar Hanım sokağının önünden geçerken tabelası asılmış mı diye baktım...kabataş'tan geçerken ada'ya gittiğimiz günü anımsadım.saray muhallebicisindeyken 5'imizin gittiği çılgın İstanbul seyahati geldi aklıma.
Orda çok kısa bi süre kalmış ve kısa zamanlarda oraya turist gibi gitmiş olmama rağmen bi çok yerinde bi sürü anıya sahip olmanın sevincini yaşadım.ve bi kez daha kararlı bi şekilde orda yaşamak istediğime karar verdim.Tabii biraz daha zaman var...
Bu İstanbul yolculuğumu gerçek anlamda anlatmaya kalkışsam çok zamanımı alabilir.Bu postta seyahatimin beni etkileyen bölümlerinden bahsettim.diğer bi postta başıma gelen türlü komiklikleri ve doğumu ayrıntılı olarak anlatacağım.
son olarak söylenmesi gerekenler;Seni seviyorum İstanbul.bu yolculukta beni çok gerdin. ama yine de seni seviyorum.özlüyorum.öpüyorum.

25 Ocak 2010

dert bende derman nerde?

beni bilenler bilir ben uçaktan hiç korkmam.hiç,sıfır korku.mervey'le ilk bindiğimizde ömründen ömür götürmedim.merve antalya'dan uçakla dönelim dediğinde de hiç sorun çıkarmamıştım zaten.o yüzden ben bu akşam uçakla istanbula gidiyorum.yarın akşam da tek başıma yine uçakla dönüyorum.bunlar uçaktan hiç korkmadığım için başıma geldi.ha bi de neden gidiyorum?doğum çekicez...onu hiç sorma zaten.sen iyisi mi bişey sorma.hayatımda ilk defa istanbul'a hiç gitmek istemiyorum.hoşkal....

24 Ocak 2010

^ ^

mutluluğun büyüğü küçüğü olmaz.şu makyaj çantasının benim olması beni mutlu ediyo.

22 Ocak 2010

i love my father as the stars-he's a bright shining example and a happy twinkling in my heart...

Bazı sabahlar güneş olmasa bile gökyüzünde güneş var gibi hissedebilirsiniz.Çünkü ondan önceki akşamı güzel geçirmişsinizdir.y.ahşi batı'yı izlemişsinizdir.her nekadar siz s.oul kitchen' a gitmek istemişsenizde:) en azından bi film izlediğiniz için mutlusunuzdur.(ı ım ben yahşi batı'yı çok tutmadım.evet itiraf ediyorum)babanızın sen dün akşam neden geç kaldın öyle? sorusuna zaten hep ben geç kalınca olay oluyor:)deyip geçebilirsiniz.babanız sizi arabayla durağa kadar bırakırken bağıra bağıra şarkı söyleyebilirsiniz birlikte.öyle sabahlarda daha bi enerji dolusunuzdur,mutlusunuzdur.birden dedenizi hatırlatıcak bişey görebilirsiniz.çok yakınınızdaymış gibi gelebilir.Yanınızda gibi hissettiğiniz an hemen ona bi mesaj gönderirsiniz içinizden.o mesajı almıştır bundan eminsinizdir.çünkü nezaman ona mesaj gönderseniz,yanıtını hemen alırsınız.hep böyle olmuştur.belki gözleriniz dolar.onu nekadar çok özlediğinizi farkedersiniz.bi defa sesini duyabilmek için yapamayacağım hiçbişey yok diye düşünürsünüz.evet herşeyden vazgeçebilirsiniz bunun için...sizi bilmiyorum ama ben bugün öyleyim.Güzel bi gün bugün.Sizinki de çok güzel olsun.çok.
öptüm.
Not:yukarıdaki mutfak aletini herzaman çok sevmişimdir.wuw wuw o.evet.

19 Ocak 2010

hususi şoför arıyorum.bilginize.

bugünün garip bi gün olacağı sabah çöt diye hazırlanmamdan belliydi.sabahki olayımız şöyle... otobüs durağındaki teyze umarsız bi şekilde herkesin onun önüne geçtiğini zannetti.halbuki kimsenin onunla bi alakası yoktu.e tabii benim de onun önüne geçtiğimi zannetti.sabah sabah 1 günahımı aldınız hafifledim vallahi diyerek yanından geçtim.önüme geçmesine de izin vermedim...
akşamki vukuatımız şöyle.baskı almak için matbaaya gittim fakat baskıcıdaki E. bir türlü dosyayı açamadı.uzantısına .pdf yazmasının olayı çözeceğini anlatmaya çalışsamda çığlıklar atarak beni dinlememeyi seçti.üstüne varmadım.çünkü gerçekten halim yoktu.aynı dosyayı yarın götürdüğümde sorun çıkmayacağından adım gibi eminim.ama olmayınca olmuyor...kendisine saygılarımı sunuyorum.
bunun üstüne bir de taaaam olarak 33dk boyunca otobüs beklersem takdir edersiniz ki kafayı yerim.donanza filminin 1000. bölümünü çekmiş bulunuyorum.ayakcıklarımı çizmelerime rağmen hissedemedim.ardından takdir edersiniz ki tüm ülkelerin başbakanları bugün ankara'ya gelmiş gibi bir trafik vardı.otobüste ancak tunus'a kadar dayanabildi bünyem.inmeye bi anda karar verdiğim için otobüs "sakinleri" tarafından hayli yadırgandım.kendime hususi şoför arıyorum.şoför böyle mi yazılıyor bilmiyorum.müşterimiz z.ülfikar Beye de hep zülkifar diyorum ayıp oluyor.bu yürüme esnasında bahsetmemiz gereken diğer bi durum saçlarım.kahküllerime kavuştum.ama kendileri karla karışık yağmurla birleşince ilginç bir hal aldılar.karla karışık yağmur yağarken tunus'a doğru yürüyen,deli gibi görünmeyen akıllı amca neden şort giymişti bunu da çözemediğimi belirtmek isterim.
kusura bakmazsan bugün biraz moralim bozuk.hepimizin dilek dilediği yerle bugün 33 dk lık otobüs bekleme seansımda yoğun bi şekilde görüşmeler halindeydim.ancak nedense beni bu ara pek duyamıyor sanırım.sizi dinlemekten bana sıra gelemiyor ya da.biraz susarsanız benim de bi kaç dileğim var. aslında bi kaç değil 1 tane. tam bunları düşünürken aklıma efe'nin annesin halil ibrahim sofrasında dilediğim dileğimin olduğunun farkına vardım.bu demek oluyor ki ben de en kısa zamanda bi sofra oluşturmalıyım.Dileğin ne bahar diye sorma zaten sormazsın biliyorum.ama evrene pozitif enerji yayabilirsin dileğimin olması için.
milletin fotoğrafını çekicez derken kendime ait bi tane bile düzgün fotoğrafımın olmayışı beni mahvediyor.birileri de beni çeksin artık...
merve içeride havuçlu kek ve poaça yapmakta.mutlu olmak için bi sebep...
**ci talk arkadaşım benden yazı yazmamı istedi. ben de yazdım.fakat benden ruh halim huysuzken yazı istersen ortaya böyle saçma zırvası bi yazı çıkar haberin olsuın.
hoşkal.doyasıya öperim.
not:kupa tatlı kuzenim büşotumun hediyesidir.dünyanın en havalı kupası benimdir.oh.

17 Ocak 2010

duyduk duymadık demeyin.

ister inanın ister inanmayın ama kurabiyelerimiz satılıyor.:)
ayrıntıları anlatırım.ama biraz zaman geçsin öperim.
muç.muç.

13 Ocak 2010

okumasan da olur yazısı.

şimdi siz çok güzel yazılar yazmışsınız ya,ben de size bi tane hiçbi anlamı olmayan yazı yazıcam.hım.bugün bişeyi 40 kez söylesen de olamayacığını gördüm.bişeylerin olup olmama olasılığı beni çileden çıkarıyor.olucaksa olsun olmayacaksa olmasın.bana ikilemlerle gelme.kesin şeyler söyle bana.çıldırtma beni.dolaylı yollarla anlatma bişeyleri direk söyle.çat diye.buna canım sıkkın bi şekilde işten çıkıp tunalıya doğru yol aldım.alıncak bikaç şey vardı.işyerimle tunalı'nın arası çok çok yakın olmasına rağmen trafik bana engel oldu. gideceğim yere daha yakın bi durakta inebilecekken kendimi otobüsten dışarı attım. tunalı'da aradıklarımı bulamam işimin pek çabuk bitmesine neden oldu.gramafon kağıdı dediğin şeyi daha dün 50 kuruşa almışken bugün 1.50 kuruşa almayacak kadar akıllıyım.hayır bunun cimrilikle bi ilgisi yok.aradığım diğer kağıt çeşidini maalesef bulamadım.aslında ben öyle bi kağıdın varlığından bile şüpheliyim.ama inatla arıyorum.işlerim bittiğinde etrafımda bir türlü akamayan trafik devam etmekteydi.bişeye binmenin mantıklı olmadığına karar verip,hava yağmurlu olmasına rağmen yürümeye başladım.kendimi arabaların yanında çok özgür hissettim.arabalarının içinde mahsur kalmış insanlar için üzüldüm.bana yol verenlerin önünden koşar adımlarla geçtim ki arkamdan "şuna bak ya yaylana yaylana yürüyo demesinler".yağmurun yağdığını sokak lambalarından anladım.bukadar çok yağıyormuş gibi gözükmesine bi anlam veremedim.çünkü hiç ıslanmıyordum.madem öyle şemsiyemi açayım bari dedim.üst köprüden geçerken şemsiyemi neden açık tuttuğuma bi anlam veremedim.ama kapamadım da.bu sırada keçenin 1 metresinin 25tl ya nekadar pahalı olduğunu ve bi kaç aydır hayatımın çok değiştiğini düşünüyordum..evet sanırım biraz cimriyim.eve neyle gitmek istediğime bir türlü karar veremedim.metronun altına indiğimde sol tarafımda yürüyen merdivenlerin sol tarafında bekleme yapmayın afişini görünce umuda doğru yeşil bi ışık görüp sevindim.ama afişin çok küçük olması canımı sıktı.herkes sağından yürüse hiçbirimiz çarpışmayız yazılı kocaman afişler tasarladım kafamda. daha sonra melih g'nin yanına çıkıp afişlerimi kabul etmesinin ankara'lı halk açısından çok faydalı bir davranış olucağını anlattığım sahneyi canlandırdım gözümde.sinemaya gitmek istedi canım aslında.sonra evde izlerim diye düşündüm.camdan yansıyan yüzümü gördüğümde tanıdık kimseyle karşılaşmadığım için sevindim.çok tipsiz olduğuma karar verdim.kahkül kestirmenin zamanı geldi de geçti dedim içimden.yarın işe düzgün bi tipte gidicem dedim kararlı bi şekilde.hafta sonuna kadar yapmam gereken kurabiyeler geldi aklıma.bugün onları yapmak için çok yorgun ve de negatifim.kurabiyelerime yansımasını istemem bilirsin.anlamsız yazının anlamsız fotosu;fil.bu fil bana selpaktan çıktı.markette bunu gördüğümde gerçek fil görmüş gibi sevinince babam almadan edemedi.bu anlamsız yazının sonuna geldim.istemezsen okuma.alınmam.öptüm.
kendime not:eline bulaşan acı sosu gözünü sürmemeyi öğrenmelisin.evet.

11 Ocak 2010

kibar ailesi.

mörvem sayesinde tanıdığım iki tatlı insanın bugün doğumgünleri.onlar okadar tatlılar ki aynı gün doğmayı başarmışlar.sonra aynı gün evlenmeyi de başardılar.yılbaşı çekilişinde okadar kişinin içinde birbirlerine çıktılar.yine tatlılık yarışında 1.sırayı kaptılar.aynı gün çocukları olucak yine çok tatlı olucaklar.onlar doğuştan bişeyleri aynı günlerde yapmak için yaratılmışlar.kendilerini "kibar" ailesi olarak nitelendiriyorum.Melih K.ibar ve Candan'la yine efsanevi bir İstanbul yolculuğu yapmak için sabırsızlanıyorum!!(yani aynı grupla)İkisini de çok seviyorum.iyi ki ikisi de bugün doğdular.bayılıyorum onlara.nazar değmesin tatlılık kraliçesiyle prensine.elemterefişkemgözlereşiş.

10 Ocak 2010

benden bahsediliyo:)

burada benden bahsediliyor...:)mutluyum.

05 Ocak 2010

sabah sabah.


çay ve çikolatanın güzel bir uyumu olduğunu düşünüyorum.yanında canım bir de simit çekmedi değil.
bazı insanların otobüslerde tutulcak yerlerin 4 ünü birden neden ellerinde tuttuklarını anlamış değilim.
ve bazılarının da neden 90 yıllık arkadaşımmışcasına omuzlarımda tutup (beni kibarca kenara alıyo aklınca)geçtiğini anlayamıyorum.inan bu kibarlık değil.beni hasta ediyosun!
istanbul'daki insanlar gibi keşke bizler de yürüyen merdivenin sağında durup soldan çıkmak isteyenlere izin versek.valla zor bişey değil.
yeni çalışma hayatına atılmış biri olarak evde geçirdiğim güzel günleri düşünmeye başlamış olmam çok mu erken?
içimde bloğumu ihmal etmenin verdiği sıkıntıyı taşıdığımdan emin olabilirsin.
hedef defterimi bir türlü dolduramıyorum.hedeflerimi kaybettim yine.
şimdi al green'den "how can you mend a broken heart" şarkısını dinliyorum.soruyorum how can you mend?
mümkünse koşturmacasız,sıkıntısız,sakin bi gün geçirmek istiyorum.size de aynısından diliyorum.öperim.