24 Kasım 2008

kendime uzaktan bakıyorum.

Birgün gelicek artık birilerini merak etmeyip birşeyler istemeyeceğim.
İstemek istemeyeceğim.
Merak etmek istemeyeceğim.
Peki şimdi hiçbirşey düşünmek istemediğim bu günde neden kafamın içi binlerce düşünceyle dolu?
Hiçbirşey düşünmediğim gün delirdiğim gün mü olucak?
Yoksa delirdiğim gün kafamın içinde daha mı çok düşünce olucak?
Bomboş bi kafam olsun istiyorum.
Ne proje yapıcam diye düşünmediğim,ne yesem diye düşünmediğim,şu yazıyı yazarken ne yazmak istediğimi düşünmediğim.
Sakin,sessiz,huzurlu.
Huzurluyum aslında.
Ama kafam çok karışık.
Birşeyleri yetiştirme telaşından sıkıldım.
Birilerine kendimi beğendirme çabasından da.
Basit düşünmek isterken aslında kafamı daha çok karıştırdığımı bugün farkettim.
"Basit düşünmeyi öğrenme okulu olsa" dedim içimden.
Sonra da "iyice kafayı yedin Bahar "dedim dışımdan.
Kafamın içinde sürekli düşündüğüm, ama aslında düşündüğümün farkında olmadığım bu şeylere konsantre olmayı denedim sonra.
Bi baktım sanki rüya gibiydiler.
Sonra rüya deyince aklıma Dali geldi.
Dali'ye hala gitmediğimi farkettim.
İstanbul'u çok özlediğimi.
En son da bu yazının ne kadar saçma olduğunun farkına vardım.
Farkına vardığım şeylerden bana en çok koyanıysa İstanbul'u çok özlediğim gerçeğiydi.
Peki bu benim düşüncem miydi?Hissettiğim bi his miydi?Yoksa buraya yazdığım kelimeler mi?
Bilemedim.
Hayırlı akşamlar olsun.