22 Eylül 2008

İstanbul' dan Bahar geçti..

İstanbul' dan dün sabah dönmüş bulunmaktayım:)Ve sizlerle "mükemmel(!)" seyahatimi paylaşmak isterim..

Efendim sabah 7:30 Haydarpaşa'ya iniş..Bahar hanım'ın ağzı kulaklarında.Çığlık çığlığa bağırıyor "oleeey yuppii" şeklinde..Karnımız çok aç hemen Kadıköy' de simit sarayında simit sandviçlerimizi yedik.Yerken deli bir teyzemiz Başak'ın üstündeki şalı görüp sesli bir şekilde "aman herkes de şal giyiyor siyahlar,beyazlar allah allah" dedi.Benim deliye gülme huyum vardır.Allahtan arkam dönüktü,rahat rahat gülebildim..Kendisi self servis olduğunu öğrenince de iyice bir sinirlendi:)Asabi bir teyzemizdi..

Kadıköye doğru yürüken trafik inanılmaz tıkanıktı.Dolmuşun biri kaldırımın üstüne çıkıp diğer yola geçmeye çalışırken doğal olarak küüüt diye arkasını çarptı.Bizde şöfor(şoför?) bey bunu yaparken "aa aa maşallaah" diyorduk.Arkamızdaki iki "beyefendi" "vaaay bee gözleriyle devirdiler dolmuşu helal olsun" dediler.Gülsen olmaz,ağlasan olmaz...Naparsın?
Daha sonra vapura bindik Beşiktaş'a gitmek üzere..Tabi Bahar vapura binince yine sevinçten,mutluluktan 4 köşe..Üşüdüm ama içeriye girmek de hiç istemedim.Hava serinceydi.Yani üstümüzde hırkalarlaydık.Akşam tek hırka da kesmedi.Daha sonra geldik Beşiktaş'a..Herzaman çıktığımız taraftan değil de bu sefer farklı çıkmamız sebebiyle ilk önce bir aklım karıştı,bi nevrim döndü.Ama hemen toparladım:)DT2 otobüsünü de gördükten sonra olayı çözmüş bulundum.Otobüsümüze binip otelimizin yolunu tuttuk..Otobüs otelin hemen önünde bizi indirdi..Ve ben anladım ki İstanbul olayı artık Bahar hanım tarafından çözümlenmiştir!!

Ardından odamızda hafif dinlenip hafif toparlandıktan sonra önce bi yemek yemeliyiz diye düşünüp, "Asmalı Mescit beni bekler dedim":)Hemen "Groove" a gittik.Ben tabi ki Balkan köfte yedim.Balkan köfte gayet leziz e doyurucu bir yemek olmakla birlikte,benim gibi karnının doymasının yanında,gözünü de doyurmaya çalışanlar için gayet iyi bir seçim:)





solda gördüğünüz yemek te Başak Hanımın tavuklu sandviçi oluyor..Groove hem yemek bakımından hem de ortam olarak gayet hoş bir
mekan.



Bu sebeple ben burda görüldüğü gibi sürekli yiyen içen "Bahar'ın dramı" olarak karşınıza çıkıyorum.Dram olup olmadığı tartışılır tabi,ben zevkten 4 köşeyken..
Daha sonra "Dükkan" dakileri ziyarete gittim.Asıl amacım Damla'yı görmekti ancak Damla Londra' ya gitmiş.Bir daha ki sefer inşallah diyerek ordan ayrıldık.Yalnız anlatılması gereken bir nokta var.O da dükkandakilerin yaptığım kurabiyeleri büyük bir sevinç ve hışımla yemiş olmaları:)Tam da dergiyi matbaaya yollamaları gereken bir gün gitmişim.Fazlasıyla yoğunlardı...


Başak'ı "Mano"ya götürmeye karar vermiştim.Ama Merveyle Yudum'u götürdüğümde olduğu gibi yine tadilattaydı."Ne bitmek tükenmek bilmeyen tadilatmış yaa"diye sinirlenip merdivenlerden aşağıya doğru inerken cort Bahar Hanım yerlerde..Popomun üstüne gayet usturuplu bir şekilde düştüm.En çok acıyan yerim sol elimin serçe parmağı oldu.Hala acıyor.Buna sinirlenip herzaman duyduğum ve Mano' da otururken gördüğüm,ama hiç gitmediğim ve yerini bilmediğim Leb-i derya' yı üstün yön bilgilerimden faydalanarak buldum:)E tabi orda da zevkten dört köşe oturup limonata frozenlarımızı yudumladık.Ben manzaradan sarhoş olmuşken Başak evlerin durumunun ve görüntüsünün nekadar iğrenç olduğundan bahsetti orası ayrı konu..:)Leb-i derya güzel..Ama Mano bence daha güzel.Daha sıcak bir ortamı var diye düşünüyorum..

Ardından almam gerekenleri aldım.Yani kendime ve teyzeme portakallı kurabiye,anneme Beyoğlu çikolatası,Merve'ye şeffaf şemsiye..Portakallı kurabiyelerimi ertesi günün sabahı gözümü açar açmaz yemeye başladım:) Böylelikle bir otel odasında portakallı kurabiyelerimle hasret giderdik..Kurabiyeleri alırken adam neden bukadar çok aldığıma bir anlam veremedi tabi:)Ben de Ankara'dan sırf bunları almaya geliyorum dedim.Parayı ödedikten sonra pastaneden çıkarken amcaya hoşçakalın demeyi unuttuğumu farkettim.O da onu beklermiş meğersem arkamdan bana bakarmış,hemen bana göz kırptı:)

Ve tabi ki Bahar Hanım sokağını unutmadım.Adını hala Bahar Hanım yapmamışlar ama neyse..

Elbet birgün olacak.Orda kendimi kaybedip bir sürü fotoğraf çektim büyük bir zevkle..Bir de kitap aldım İstiklal kitapevinden..Bin muhetşem güneş.Okudum biraz..Bitirince konuşuruz.
İşte böyle..Ben sadece İstanbul'u sevip,okşayıp,içime çekip,fotoğraflayıp geldim.Çok da iyi oldu.
Seni seviyorum İstanbul..(milyonlarca kalpleeeeeeeeeeeeeeer)