26 Kasım 2008

Nedesem boş.

Şimdi bizim bi apartmanımız var.Apartmanımızın garajı var.Biz nezaman bi yerden gelsek o garaj dolu olur.Birileri önüne park etmiş olur.İçine girmiş olur.Çünkü bi grup insan var, garaj önüne park edilmemesi gerektiğini bilmeyen.Bunlar için belli bi kelime yok ne bileyim "beyinsiz" demek olmaz,"geri" demek olmaz,ımmm belki "cahil" uygun olabilir, ama emin değilim.Neyse bu akşam da bir araba tam garajımıza giriyordu ki biz de babamla gelmiştik.O kadar yorgunum ki arabadan indim ,yürüdüm onlara doğru, eğildim ve "siz çıkın biz giricez" dedim.Arabayı kullanan adam "şimdi mi? " dedi, ben de "evet şimdi" dedim.Ama o kadar yorgunum ki tavır ya da trip yapıcak halim yok.Ki okula sabah 9 da gidip dersten akşam 7buçukta çıkmış olmam bunun kanıtıdır.Adamın yanındaki "ablamız" camı açıp, "ne bu tavır" dedi.Ben de "ne tavrı yaa?" dedim. Ablamız devam etti "hayır yani 2 sn ye durucaz" dedi.Ben de gayet sakin "seni 2 sn beklemek zorunda değilim" dedim."Plaka mı yazıyo burda senin mi burası? " dedi. "Apartman benim, garaj benim" dedim yine çok sakin.Kocası bi yandan çıkmaya çalışıyor garajdan,bu arada benim taklidimi yapıyor ablamız kendince..En son kendisi "al g..tüne sok" dedi el hareketiyle birlikte.Ben de gülerek "inan senin kadar terbiyesiz değilim,yürü git" dedim.Şimdi bu yapan "ablamız" benden büyük.Arkada 4 yaşında ki kız çocuğu otururken bana küfretmesi ne yazık.Onun gibi bir ablanın daha bu ülkeye ziyan bir vatandaş olarak yetişecek olması ne acı.Hayır kocasının gıkı çıkmıyor.Ama ablamız bir cadı bir cadı. Aslında bunlar için söylenebilicek çok güzel kelimeler var.Ama dediğim gibi fazla terbiyeliyim.Hayır normal bi günüm olsa, kavga ederim hatta kızarak "çıkın çabuk garajdan" da derim.Ama tam aksine bugün halim bile yoktu. Ablamızı kızdırdık aaaaa!!! Böyle insanlar neden var diye düşünüyorum.Yeryüzüne geliş sebebi nedir?Fazla kafa patlatamam.

Moralim bozuk bu ara.Ama çok güldüğüm bir olay oldu.Anneme ilginç bir şekilde sürekli olarak çok ünlü,çok tanınmış markalardan açılış davetiyeleri gelir.Ancak biz o mağazalardan ne alışveriş yapıyoruz ne birşey.Bugün de yine anneme İstanbul Nişantaşında açılacak olan Cartier butik mağazasının davetiyesi geldi. Tabi ki 2 Aralık günü annem ve annemin konuğu olarak ben bu açılışa gideceğiz:)Geçenlerde de İstanbul'un en pahalı apartmanı olan Mısır apartmanında, Kate Moss'un da katıldığı, Beymen sponsorluğunda yapılan fotoğraf sergisinin açılışına davet edilmişti:)Annem bizden habersiz İstanbul jet sosyetesine girmemiştir sanmıyorum:)Onun tek problemi isminin ve soyadının ünlü birinin adı ve soyadı olması.Ama davetiyeyi yollayanlar neden bu kadar şaşkınlar çözebilmiş değilim..Biz Ankara' da oturuyoruz yahuu!Ama yollayın siz, habersiz kalmıyoruz jet sosyete hangi açılışta olucak:)Bakarsınız bi gün çıkar geliriz.

Şimdi benim yapmam gereken bir şarap etiketi var.İzninizle işime dönüyorum.İyi akşamlar olsun..

24 Kasım 2008

kendime uzaktan bakıyorum.

Birgün gelicek artık birilerini merak etmeyip birşeyler istemeyeceğim.
İstemek istemeyeceğim.
Merak etmek istemeyeceğim.
Peki şimdi hiçbirşey düşünmek istemediğim bu günde neden kafamın içi binlerce düşünceyle dolu?
Hiçbirşey düşünmediğim gün delirdiğim gün mü olucak?
Yoksa delirdiğim gün kafamın içinde daha mı çok düşünce olucak?
Bomboş bi kafam olsun istiyorum.
Ne proje yapıcam diye düşünmediğim,ne yesem diye düşünmediğim,şu yazıyı yazarken ne yazmak istediğimi düşünmediğim.
Sakin,sessiz,huzurlu.
Huzurluyum aslında.
Ama kafam çok karışık.
Birşeyleri yetiştirme telaşından sıkıldım.
Birilerine kendimi beğendirme çabasından da.
Basit düşünmek isterken aslında kafamı daha çok karıştırdığımı bugün farkettim.
"Basit düşünmeyi öğrenme okulu olsa" dedim içimden.
Sonra da "iyice kafayı yedin Bahar "dedim dışımdan.
Kafamın içinde sürekli düşündüğüm, ama aslında düşündüğümün farkında olmadığım bu şeylere konsantre olmayı denedim sonra.
Bi baktım sanki rüya gibiydiler.
Sonra rüya deyince aklıma Dali geldi.
Dali'ye hala gitmediğimi farkettim.
İstanbul'u çok özlediğimi.
En son da bu yazının ne kadar saçma olduğunun farkına vardım.
Farkına vardığım şeylerden bana en çok koyanıysa İstanbul'u çok özlediğim gerçeğiydi.
Peki bu benim düşüncem miydi?Hissettiğim bi his miydi?Yoksa buraya yazdığım kelimeler mi?
Bilemedim.
Hayırlı akşamlar olsun.

22 Kasım 2008

Tek suçum Prison Break izlemek.

Çok yakın bir zamanda,gazetelerde,manşette beni görürseniz şaşırmayın.Manşet şöyle olucak:"21 yaşındaki B.T kendini izlediği dizinin bir kahramanı sanıp 3 kişiyi öldürdü."Hangi dizi mi?Prison Break tabi ki!!!Ben kendimi,çocukların kendini pokemon sanabileceği kadar,ve Kurtlar vadisi fanları kadar aptal hissediyorum şuanda.Ben küçükken kendini Power Rangerslardan biri zannedip pencereden atan bi salak olmuştu,işte onun gibi kendimi kaptırmış durumdayım şuan.Dizinin bütün bölümlerini seyrettim.Hala daha seyrediyorum ama bende en ufak bi sıkılma belirtisi yok.Aksine bütün bölümlerde yorganımı iki kat daha fazla ısırıp,tırnaklarımı daha çok kemiriyorum.Hayır erkek olsam anlayacağım bu kadar kaptırma sebebimi.Ama bir bayan olarak bu tip bi diziye bu derece hayranlık beslemek olur şey değil.Elimde 130 bölüm olsaydı da hiç evden çıkmadan oturup izleseydim diyebileceğim kadar çok seviyorum ben bu diziyi.Öyle filmdeki karakterlerin yakışıklı olmasına falan da çok takıldığım falan yok.Yani evet anormal yakışıklı Scofield falan ama inanın o anda onla ilgilenmiyorum.Tabi bazı sahnelerde "ayyy ne hassas,duygulu çocuk" diyorum.Diziyi izlerken böyle konuşmalar geçince de erkekler küfrederek izlerken ben "aaiiiiyyy" diye mi izliyorum acaba diyorum.
Cine5 'te çok uzun yıllar önce Oz Hapisanesi vardı,ben onu da çok severdim.Daha çok yapılsın böyle diziler.Ne bileyim işte bir csi Miami'si olsun,bir special victims unit'i olsun,bir House olsun,yapılsın böyle diziler.Ha tabi Gossip Girl de yapılsın.Ama onlar çerezlik diziler.Hafif diziler.Kız ne giymiş,saç ne yapmış dizisi onlar.Dizi işte güzel şey demek istedim aslında kısaca.İyiakşamlar olsun.

17 Kasım 2008

Yavuz'a teşekkür..(kelebekli kutu!!!!)

Bugün bana bi paket geldi.Üzerinde renk renk kelebeklerin olduğu,içinde portakallı kurabiyeler,kurabiye ve kek kalıpları olan.Sonunda sesimi bir duyan çıktı ve bana portakallı kurabiye almaya karar verdi:)Bugün ben portakallı kurabiyelerimi yemekten mide fesatı geçirdim.Bugün ben portakallı kurabiyelerimle karşılaşmanın sebebiyle bütün gün yüzümde aptal bi tebessümle gezdim.O kadar sevindim o kadar sevindim ki...İçinden çıkan çeşit çeşit kalıplaraysa hayran kaldım.Bu ince düşünce için Yavuz'a çok teşekkürlerimi sunuyorum.Beni çok mutlu ettin çok teşekkür ediyorum.Bana gidip kurabiye kalıbı seçtiğin halini düşündükçe gülme tutuyo:)çok çok teşekkürler:)

16 Kasım 2008

Yazıyı bulan Sümerler.

Kendime Issız Adam'ın müziklerini dinlemeyi yasaklıyorum.Alper'le Ada napıyorlar acaba diye düşünmekten içime fenalık geldi.Bu kadar da kaptırırlır bi filme canım.Bırak allahaşkına.Deli miyim neyim?Bu konu kapansın.

Dün projem için Anadolu Medeniyetleri Müzesine Mervemle tarihsel bir yolculuğa çıktık.Müzeye girmeden birer tane "Müze Kart" sahibi olduk.Bundan böyle İstanbul'da çok pahalı gelipte girmediğim müzelere "bedava bed bed!!" diyerekten girebileceğim için sevinçten uçuyorum.Anadolu Uygarlıklarından olan Sümerleri aramaktan bir hal oldum müzede.Sonunda bir bilene sormaya karar verdim.Öncelikli olarak güvenlik görevlisiyle Merve'nin diyaloğunu anlatmak istiyorum:)

Merve:Pardon Sümerler hangi tarafta yer alıyor?

Adam:Burda Sümerleri bulamazsınız.Onlar Osmanlı döneminden.

M:Yok biz yazıyı bulan Sümerleri arıyoruz.

A.haaaa onlar mıııığğ?Siz en iyisi nöbetçi arkeologlarımıza sorun.

Nöbetçi Arkeolog hanımefendi bana gayet yavaş ve sakin bir şekilde ve biraz da aşağlayarak."Onu burda bulamazsınız.Sümerleri İstanbul Arkeoloji müzesinde bulabilirsiniz burası bir imparatorluk." dedi.

Ozaman onu çabuk buraya getiiiiiiir!!!!diye bağırmak geldi içimden.Yarama bastı resmen,zaten İstanbul'a gidemediğim için kafayı yiyorum.Onu İstanbul Arkeoloji müzes..bıdı bıdı bıdı.

Neyse Tarihi yolculuğumuzun sonunda tabi ki Merve'nin her ortamda olduğu gibi fotoğraf çekilme arzusu depreşti.Kafası vazolara yaslanmış bir Merve,bereket tanrısının yanında "kafa Merve "şeklinde versiyonları olan bir dizi fotoğrafımız oldu.Kafasını vazoya yaslamış fotoğraf çekilirken yanımızdan geçenler için "Neyseki turistlerdi" deyip aldırış etmezken,aslında onların Türk olduğunu bilmiyordu:))
Fotoğrafı müzenin bahçesinde çektim.Okadar güzeldi ki renkler.Bence kış iyice gelmeden gidin oraya.

Dönüşte de Ulus'ta keşfedilmesi gereken iki tane çantacı keşfettik:)

Biz dün çok eğlendik:)

Gidin Müze Kart çıkarın pek faydalı,hoş,kaliteli,fiyakalı bişi!

14 Kasım 2008

Nine years without grandma..

Alışmış olmak çok can sıkıcı..Ama özlemek çok özlemek daha da kötü..

13 Kasım 2008

Nazar değmesin.

Bugün bir anne ve bir kız olarak "Issız Adam" a gittik.Beğendik,dağıldık eve geldik.İki İstanbul manyağı olarak bu filme gitmemizin sakıncalı olduğuna karar verdik.Ben bütün yaz yürüdüğüm yolları görünce fenalıklar geçirdim.Filmin her sahnesinde anne bak şurası şey demekten bana fenalık geldi,anneciğime ne oldu kim bilir?İstanbul'u bir insanın duyabileceği bir özlemden daha çok özlediğimi özlemekten geberdiğimi kaba tabirle hayvan gibi özlediğimi her karede anladım.Düşündüm ama bi baktım ki projelerden kafamı kaldırıp İstanbul'a gidemeyeceğime karar verdim.Vakit diye birşey yok bu dönem nolurum bilemedim.Filmle ilgili söyleyebilcek birşeyim yok.Demicem bişi.

Biz eve geldik.Yemek yedik.Ben herzamanki gibi Merve' ye "Türk hekimlerine emanet ediorum" lafımı söyledim.Bu nedemek?Masayı sen toplıyacaksın Merve demek.Merve bunu ilk benim söylemiş olmamın, yani benden önce davranamamış olmanın verdiği üzüntüyle ve tabi baya da bir abartarak kendini sandalyeden aşağıya doğru bayılmış gibi yaparken ve ben bunu gayet anlamış bir şekilde arkama bile bakmadan giderken babamın " Yavrum kalk yavrum ,Yavrum kendine gel yavrum" diyerek Merveyi telaşla kaldırmaya çalışmasına altımıza işeyene kadar güldük.Biz gülerken babam kızım neye gülüyorsunuz hiçbişey anlamıorum demesi daha da çok gülmemize sebep oldu.Babam bu seferde içeriye anneme bağırmaya başladı "Nurrr koş Nuuur yardıma gel bunlar nefes alamıyorlar!!!" Sonuç olarak fazla gülmekten ağrıyan karınlarımızla birlikte Mervem' le masamızı topladık.Düşündüm de biz çok normal bir aileyiz.Harikayız.(nazar boncukları)

08 Kasım 2008

Hani benim sevdiklerim?

Birşey oldu bugün.Issız adama da gitmedim ki kendimi garip hissedeyim.Belki de filmin müziklerini dinledim diye böyle oldum.Kalbim kocaman kırılmış gibi hissettim.Bu şarkıları dinleyince aklıma dedemle balkonda Tanju Okan dinlemelerimiz geldi.Birşeyler yapıyorlar ya.Meditasyonlarla falan geçmişe gidebiliyorsun.Çok anormal mutlu olduğumuz o günlere dönmek ve oralardan geri dönmemek istiyor içim.Bugüne haksızlık mı etmektir bu?Şükretmemeyi bilmemek midir?Onu bilemem.Ama bazı şeylerin eskisi gibi olamayacağını bilmek dünyanın en acı veren şeyi sanki.Bi insanı çok sevmek, ama onu kaybettiğinde,bi daha kimseyi bukadar sevmeyeceğim diye yemin etmek..O günlere doyamamak.Ters giden herhangi birşey olduğunda o anlara geri dönmeyi istemek.Neden bukadar çabuk bitti herşey demek.Ozamanların tadını çıkaramadın diyip kendine kızmak.Sonra bu ruh halinden bi şekilde çıkıp.Herşeyin devam edip normale dönmesi..Bu seferde acına haksızlık ettiğini düşünmek.Dengesiz bi ruh hali.Acının hafiflemesi için dua etmek,ama hafiflemeyeceğinden emin olmak.

03 Kasım 2008

Kit.


Saat sabah 04:18.Mal gibiyim.Çünkü proje yapıorum.Yaklaşık olarak akşam 8'den beri.Müge bizde.Salaklaşmış vaziyette banner yapmaya çalışıo.Bannerlar bitince kutu yapıcaz bi de.Eğer bi gün yakınınızdan birileri Grafik tasarım okuycam ben derse.Bi daha düşün deyin.Eğer bana "aayyy Bahar sizin bölüm ne kadar zevkli keşke ben de o bölümü okusam" diyecekseniz.Bir daha düşünüp ağzınızdan dökülsün kelimeler.
Bu bizim son senemiz.Mezun olucaz biz.Software kitimiz de var.Sizin var mı?