30 Eylül 2008

Baryam.

Çok uzun zamandır yapmayı kafaya taktığım güzel anneannemin lezzetli mevlana böreklerini bu bayram yapabildim.Tabi ki onun yaptığı kadar güzel olmadılar belki ama,börekleri yaparken anneannemin beni izlediğinden emindim:)Bu böreği yapmak zormuş baya..Sırtım belim koptu resmen.Ama değdi..Anneannemin yemeklerini herkesler anlata anlata bitiremez.Benim net olarak aklımda kalansa bu börek olmuştur herzaman.




Hamur açmak gayet zor bir iş.Hatta akıllara zarar bir durum.Ama 40 yılda 1 börek açılıyordur herhalde her evde? Ya da baklava..yani haftada bir börek açan bi ev var mıdır acaba?Böreklerimin son hali de şudur:


Bayramların anlamı benim için koşarak gidip dedemin elini öpmekti eskiden.Yani bayramın anlamı dedemdi.Anneannemle geçirdiğimiz bayramları maalesef hatırlayamıyorum.Çünkü çok uzun zaman önceydi.Şimdiyse bayramın anlamı "tatil".
Biz her bayram sanki çok fazla insan gelirmiş gibi evimize tatlılar,börekler,zeytinyağlı dolmalar yapıp hepsini kendimiz afiyetle yiyoruz:)Geleneği sürdürmek lazım tabi...
Biz "tatilimizi" evde yan gelip yatarak değerlendireceğiz..Ha tabi fazla yan gelip yatmamak,projelere başlamak lazım..:)Bayramınız kutlu,mutlu olsun..

28 Eylül 2008

Yaşım kemale erdi (!)

Neden doğum ayı ya da doğum haftası değilde doğum günü?Yetmiyor,bana yetmiyor bi güncük.Dün doğum günümdü.Bugün de doğum günüm olmalı.Çok çabuk bitiyor yahu.Canım sıkılıyor bu duruma,bir çareee!!!!


Eveeet İyki doğdum beeen!!Bu kızlarla,yani Aslı'nın eksik olduğu kızlarla kutladığım doğumgünümde ki pastam.Yani brownie cheesecake.Kızlar mum getirmeyi unutmuşlar heralde(!)Ben de öyle olunca üzerine kendim yazdım.Sonra da afiyetle yedim.Kızlarla asıl doğumgünüm olmadığı,yani 26 Eylül günü kutladık doğumgünümü.

Bu yıl da şahane hediyelerim olmuş bulunuyor.Herkese çok çok çok çok teşekkürlerimi sunuyorum.Mujukalaramı iletiyorum.Kalpleri havaya fırlatıyorum!!!



Gördüğünüz gibi liste yapmak herzaman işe yarıyor:)














Bu yıl tam iki kutu kestaneşekerim oldu:)





Teyzem,bana Picasso sergisinden aldığı bir baskıyı verdi:)Kendisinin bu resmi nekadar sevdiğini biliyorum.Bana vermiş olması büyük bir şans:)Çok teşekkür ederim teyzeciimmm!!






Sağda gördüğünüz resimdeki masalı siz bilir misiniz?Bu biz küçükken çok sevdiğimiz bezelye prensesinin hikayesidir:)Büş bu hikayenin masaörtüsünü bulmuş:)ve salonu balonlarla süslemiş..Çok teşekkürleeeer büüüş!




Dedecim bana heran yanımda olduğunu hissettirdiğin için sana da teşekkür ederim!!;)

Bahar oldu 21 yaşında.Saçındaki ilk beyazı da bu yıl belirdi anlamsız bir şekilde:)Bir tel beyaz saçım ve 21 yaşım var elimde..Yoksa 22 mi?Hesabını ben hiç bilemem.Ama farketmez 22 ya da 21..Geçen yıl daha fazla büyümeyi istemeyeceğim kadar çok büyüdüğümü farkettiğim bir yıldı..Ama durmak bilmek bilmeyen bir zamanın içinde elinde olmadan büyümeye devam ediyorsun..Keşke bir yerde dursa.İnsanı yaşından çok yaşadığı olaylar büyütüyor..Ama ne demiş Sezen hanım?
"Yıllar sizden kim korkar?"

p.s1:Merve'nin hediyesini değiştirmek durumunda kaldığım için değiştirdikten sonra bahsedeceğim:)
p.s2:işimle gücümle ilgili olarak yeni bir gelişme yaşandı dün gece ama kesinleşmeden konuşmayacağım,hayır lütfen zorlama!Ağzımı açmayacağım.

22 Eylül 2008

İstanbul' dan Bahar geçti..

İstanbul' dan dün sabah dönmüş bulunmaktayım:)Ve sizlerle "mükemmel(!)" seyahatimi paylaşmak isterim..

Efendim sabah 7:30 Haydarpaşa'ya iniş..Bahar hanım'ın ağzı kulaklarında.Çığlık çığlığa bağırıyor "oleeey yuppii" şeklinde..Karnımız çok aç hemen Kadıköy' de simit sarayında simit sandviçlerimizi yedik.Yerken deli bir teyzemiz Başak'ın üstündeki şalı görüp sesli bir şekilde "aman herkes de şal giyiyor siyahlar,beyazlar allah allah" dedi.Benim deliye gülme huyum vardır.Allahtan arkam dönüktü,rahat rahat gülebildim..Kendisi self servis olduğunu öğrenince de iyice bir sinirlendi:)Asabi bir teyzemizdi..

Kadıköye doğru yürüken trafik inanılmaz tıkanıktı.Dolmuşun biri kaldırımın üstüne çıkıp diğer yola geçmeye çalışırken doğal olarak küüüt diye arkasını çarptı.Bizde şöfor(şoför?) bey bunu yaparken "aa aa maşallaah" diyorduk.Arkamızdaki iki "beyefendi" "vaaay bee gözleriyle devirdiler dolmuşu helal olsun" dediler.Gülsen olmaz,ağlasan olmaz...Naparsın?
Daha sonra vapura bindik Beşiktaş'a gitmek üzere..Tabi Bahar vapura binince yine sevinçten,mutluluktan 4 köşe..Üşüdüm ama içeriye girmek de hiç istemedim.Hava serinceydi.Yani üstümüzde hırkalarlaydık.Akşam tek hırka da kesmedi.Daha sonra geldik Beşiktaş'a..Herzaman çıktığımız taraftan değil de bu sefer farklı çıkmamız sebebiyle ilk önce bir aklım karıştı,bi nevrim döndü.Ama hemen toparladım:)DT2 otobüsünü de gördükten sonra olayı çözmüş bulundum.Otobüsümüze binip otelimizin yolunu tuttuk..Otobüs otelin hemen önünde bizi indirdi..Ve ben anladım ki İstanbul olayı artık Bahar hanım tarafından çözümlenmiştir!!

Ardından odamızda hafif dinlenip hafif toparlandıktan sonra önce bi yemek yemeliyiz diye düşünüp, "Asmalı Mescit beni bekler dedim":)Hemen "Groove" a gittik.Ben tabi ki Balkan köfte yedim.Balkan köfte gayet leziz e doyurucu bir yemek olmakla birlikte,benim gibi karnının doymasının yanında,gözünü de doyurmaya çalışanlar için gayet iyi bir seçim:)





solda gördüğünüz yemek te Başak Hanımın tavuklu sandviçi oluyor..Groove hem yemek bakımından hem de ortam olarak gayet hoş bir
mekan.



Bu sebeple ben burda görüldüğü gibi sürekli yiyen içen "Bahar'ın dramı" olarak karşınıza çıkıyorum.Dram olup olmadığı tartışılır tabi,ben zevkten 4 köşeyken..
Daha sonra "Dükkan" dakileri ziyarete gittim.Asıl amacım Damla'yı görmekti ancak Damla Londra' ya gitmiş.Bir daha ki sefer inşallah diyerek ordan ayrıldık.Yalnız anlatılması gereken bir nokta var.O da dükkandakilerin yaptığım kurabiyeleri büyük bir sevinç ve hışımla yemiş olmaları:)Tam da dergiyi matbaaya yollamaları gereken bir gün gitmişim.Fazlasıyla yoğunlardı...


Başak'ı "Mano"ya götürmeye karar vermiştim.Ama Merveyle Yudum'u götürdüğümde olduğu gibi yine tadilattaydı."Ne bitmek tükenmek bilmeyen tadilatmış yaa"diye sinirlenip merdivenlerden aşağıya doğru inerken cort Bahar Hanım yerlerde..Popomun üstüne gayet usturuplu bir şekilde düştüm.En çok acıyan yerim sol elimin serçe parmağı oldu.Hala acıyor.Buna sinirlenip herzaman duyduğum ve Mano' da otururken gördüğüm,ama hiç gitmediğim ve yerini bilmediğim Leb-i derya' yı üstün yön bilgilerimden faydalanarak buldum:)E tabi orda da zevkten dört köşe oturup limonata frozenlarımızı yudumladık.Ben manzaradan sarhoş olmuşken Başak evlerin durumunun ve görüntüsünün nekadar iğrenç olduğundan bahsetti orası ayrı konu..:)Leb-i derya güzel..Ama Mano bence daha güzel.Daha sıcak bir ortamı var diye düşünüyorum..

Ardından almam gerekenleri aldım.Yani kendime ve teyzeme portakallı kurabiye,anneme Beyoğlu çikolatası,Merve'ye şeffaf şemsiye..Portakallı kurabiyelerimi ertesi günün sabahı gözümü açar açmaz yemeye başladım:) Böylelikle bir otel odasında portakallı kurabiyelerimle hasret giderdik..Kurabiyeleri alırken adam neden bukadar çok aldığıma bir anlam veremedi tabi:)Ben de Ankara'dan sırf bunları almaya geliyorum dedim.Parayı ödedikten sonra pastaneden çıkarken amcaya hoşçakalın demeyi unuttuğumu farkettim.O da onu beklermiş meğersem arkamdan bana bakarmış,hemen bana göz kırptı:)

Ve tabi ki Bahar Hanım sokağını unutmadım.Adını hala Bahar Hanım yapmamışlar ama neyse..

Elbet birgün olacak.Orda kendimi kaybedip bir sürü fotoğraf çektim büyük bir zevkle..Bir de kitap aldım İstiklal kitapevinden..Bin muhetşem güneş.Okudum biraz..Bitirince konuşuruz.
İşte böyle..Ben sadece İstanbul'u sevip,okşayıp,içime çekip,fotoğraflayıp geldim.Çok da iyi oldu.
Seni seviyorum İstanbul..(milyonlarca kalpleeeeeeeeeeeeeeer)

18 Eylül 2008

Way to İstanbul.

11:30 da İstanbul'a doğru yola çıkıyorum Fatih ekspresiyle..Yolculuk biraz uzun sürüyor trenle.Sabır testi gibi:)

Başak'la şuan msn' de konuşmama kararı aldık "yol uzun konuşmayalım şimdi " dedi Başak.Bir arkadaşım da normal olsa şaşardım.Müge herzaman aramızda en normalinin kendisi olduğunu söyler mesela..(!!!)

İnşallah dönüşte, kısa İstanbul gezintimi sizlerle paylaşacağım.Yanıma not defterimi de alıyorum.Trende giderken yapılcaklar listesi yapacağım.

Bugün bütün bir gün boyunca kurabiye yaptım.Tam 4 çeşit!!! 1 gün içerisinde 4 çeşit kurabiye yaparak tarihe adımı altın harflerle kazıdım.Dükkan' a götürmek için yaptım.Süper bir kutuya koydum üzerlerine de süsler döktüm.Bir kutu da kuzenlerim için yaptım.Kurabiyelerimin tatları söylemesi ayıp gayet leziz.İşlerim bittiğinde okadar çok yorulmuştum ki fotoğraflarını çekmeye takatim kalmamıştı.

Yolculuk sırasında mp3playerımın bozuk olması sebebiyle uzun zamandır ilk kez müziksiz bir yolculuğa çıkmış olacağım.Bu biraz sinir bozucu sanırım.

Pazar günü görüşmek dileklerimle.

Yours faithfully..
BahaR..

17 Eylül 2008

Ah bu şarkıların gözü kör olsun:)

Birdenbire.Hiç beklemediğim bi anda şarkı krizim tuttu..Hangi şarkı?"In a manner of speaking".Bi baktım.Yok bilgisayarda.Nası olur?Nouvelle Vague şarkılarının nerdeyse tümü mevcut ama bu yok?Olamaz,kabul etmiyorum deyip hemen indirmeye başlıyorum.Dinlemessem kafayı yerim.

Dinlemekten usanmadığın şarkılar vardır,böyle nekadar dinlersen dinle yoramaz seni,işte bu şarkı böyle bir şarkı benim için.Şu an hala iniyor %85 te..97..bittiii...yuppiii..Dinliyorum şuan.Bu şarkıyı kışın keşfettiğim için bana kışı hatırlatıyo..Ve birkez daha karar veriyorum ve anlıyorum ki bu şarkı benim.

Yarın gece İstanbul yolcusuyum inşallah.Çok özlemiştim..Güzel geçsin.

In a manner of speaking I just want to say
That I could never forget the way
You told me everything By saying nothing
In a manner of speaking I don’t understand
How love in silence becomes reprimand
But the way that I feel about you is beyond words
Oh give me the words Give me the words That tell me nothing
Oh give me the words Give me the words That tell me everything
In a manner of speaking Semantiks won't do
In this life that we live we only make do
And the way that we feel might have to be sacrificed
So in a manner of speakingI just want to say
That just like you I should find a way
To tell you everything By saying nothing
Oh give me the words
Give me the wordsThat tell me nothing
Oh give me the words Give me the words Give me the words Give me the words Give me the words .

16 Eylül 2008

ta ta ta taaaaaaam!!!!

İşte beklediğiniz an geldi çattı:)Doğumgünü listemi açıklıyorum!Herkes bir ucundan tutsun da tamamlayalım şu eksikleri:)

2008-2009 doğum günü listem:
  1. labtopum için mouse
  2. masaüstüm için f klavye
  3. topshop'ta beğendiğim tüm takı,toka ve kıyafetler
  4. büyük bi cüzdan
  5. parfüm(farketmez ben de kendi parfümümü bulamadım zaten daha)
  6. portakallı kurabiye(inci pastanesinden)
  7. ugg
  8. Ankara'ya deniz getirin
  9. bana kaset çıkartın(Sesim çok güzel)
  10. şarkı söyleyin
  11. köpek(cinsi golden lütfen)(bakabilip bakamayacağıma henüz karar veremedim)
  12. kestane şekeri
  13. zeytinyağlı enginar yemeği
  14. rayban gözlük(modelini merwe'ye sorun söyler)
  15. hard disk
  16. denizli bir yerde tatil
  17. o gün boyunca her sn arayın
  18. tramvay istiyorum
  19. Sezen Aksu'yu davet edin..
  20. aklınıza geldikçe çok sağlıklı,başarılı,mutlu olmam için dua edin.
  21. ama hepsinden önemlisi dedemle bi telefon görüşmesi ayarlayın lütfen..

Aklıma geldikçe ilave edeceğim.O sebeple 27'sine kadar takip edin.

p.s:Hediye almasanızda sizi çok seviyorum.(kalp)

15 Eylül 2008

Bunu da alıyorum,şunu da alıyorum!!Hepsini alıyorum.

Dün akşamın 9buçuğunda Büşle kırtasiye alışverişi yaptık.Ve ben anladım ki hiçbir zaman, yani okul hayatım bitsin ya da bitmesin kırtasiye alışverişinden usanmayacağım.Aldıklarımı nerde ne şekilde kullanırım bilmiyorum.Belki de gereksiz şeyler almış olabilirim.Ama aldığım bütün kırtasiye malzemelerini birgün biryerde kesinlikle kullanmışımdır.Hiç olmayacak şeyler hep benim kırtasiye malzemelerimden çıkar.Okula bristol lazım olsa mutlaka biryerden yatağımın altından,ordan burdan çıkar.Resim çantamın içi kullanmadığım karton kağıtlarla dolu..Ama birgün lazım olucaklar biliyorum:)Sayısını bilmediğim kadar keçeli kalemim var,fırçalarım,kalem kutularım..Şimdi de bir sürü bantım,yeni ataçlarım oldu:)Kalemlerimin desenleri mükkemmel.Gayet kokoş olan leoparlı ve zebralı favorilerim.Büş bu yıl kareli desen çok moda diyip bana kareli kalemler de aldırdı:)Kendimizi kayebtmiş bir şekilde kırtasiye alışverişimizi yaptık.Nedense üstümüzen bir yük kalkmış gibi mutluyduk(?)Eve girer girmez aldıklarımızı yatağa döküp,birbirimizde fazla olan şeyleri paylaştık.:)


Daha sonra Büş çantasından daha önce aldığı stickerları çıkarttı ve birkaçını bana verdi.Ben de hemen o stickerlarla telefonumun arkasına kendi bahçemi oluşturdum:)

Sanırım kadınlar için "alışveriş" kelimesi bile rahatlatıcı bir unsur.Alışveriş yapmadan birileriyle orda şu var,burda bu var,"zara' da indirim var","mng de bi elbise var.off!!"diye konuşurken bile içimde bir heycan..

İster kırtasiye alışverişi olsun,ister giysi..Ben elektirik,hırdavat alışverişi yaparken bile kendimi iyi hissediyorum:)Yeni olandır belki de dikkatimi çeken,kendimi iyi hissetmemi sağlayan.

Kim ne derse desin ben alışverişin hertürlüsüne varım!!Hiçbirşey almadan bakmaya bile..

Canınız sıkkınsa gidin kırtasiye alışverişi yapın.Çok iyi geliyor..Alırken napıcam bunları demeyin!Vallahi eninde sonunda lazım oluyor:)

13 Eylül 2008

Sever Bahar kurabiye!!

Eski fotoğraflara bakarken yaptıktan sonra çektiğim bikaç tane kurabiye fotoğramı buldum çok hoşuma gitti:) Bahar kurabiye sever..sever Bahar kurabiye..Kurabiye sever Bahar.(kalpler)Acaba kurabiye yapmaktan çok yemeyi mi sever?????






Güzel bir gün.

Dün çok eğlenceli bir gün geçirdik Beril,Başak ve ben.Biara okadar çok güldük ki karnım ciddi anlamda ağrımaya başladı..Asansörde bitmek tükenmek bilmeyen bir gülme krizine yakalandık ki o en fecisiydi.İftara "Uludağ" restorana gittik.Uludağ Ankara' daki en iyi iskendercilerden biridir.İskenderi de gayet güzeldi,süperdi,lezzetliydi..Ama iftar deyince ben sanırım daha çok şey bekliyorum restorandan.Ve bunu en iyi başaran restoran hiç şüphesiz ki Bahçelievler 4.caddedeki "Karacaoğlu".Her bakımdan iftar anlamında gözümü,ruhumu ve karnımı en güzel şekilde doyurabildiğim yer.Bu yıl da mutlaka oraya giderim.Gidersem fotoğrafları da çekerim.

Ardından Starbucks' a gittik.Tatlı krizimizi bastırmak amacıyla..Ben tabi ki Browniecheesecake yanında vanilya frappucino içine ahududu şurup,üzerine çikolata soslu spesyalimi içtim.Tüm bunları yedikten sonra artık nefes alamayacak bir halde eve doğru yürüdüm.Yürümek çok iyi geldi demek isterdim ama yediğim şeyler yürüyüşle falan atlatılabilcek gibi değildi..Mide fesatı geçirmek dedikleri şey böyle birşey olsa gerek.


Eve gittiğimde saat 11 geliyordu.Ve dünyanın,evrenin,kainatın en tatlı yaratıklarından biri olan Zeynep hanım bize o saatte teşrif ettiler:)Saatin 11 olmuş olmasından hiç etkilenmemiş bu cüce varlık,adeta bütün enerjisini toplamış bir halde benimle oyunlar oynadı.Zeynep 4 yaşına girmek üzere ya da girdi.Önce birbirimizin fotoğraflarını çektik.Benim koca fotoğraf makinam elinde benim fotoğrafımı çekmeye çalışırkenki hali asıl fotoğraflanması gereken sahneydi.Okadar çok yeni kelime öğrenmiş ve okadar çok konuşuyor ki kendisini büyümüş gördüm fazlasıyla..Her dediğim kelimeyi anında sözcük dağarcığına katabilme kapasitesine sahip.Eski telefonumuzun numaralarını çevirmekten çok büyük zevk alır.Ama saatlerce numara çevirmek bana göre değil:)Ben de ona "neyse sen çeviredur ben içeri gidiyorum" dedim.Beni tabi ki hiç takmadan çevirmeye devam etti.Sonra teyzem "ellerini bi yıka da gözlerine sürüp duruyor" dedi(gözleri alerji olmuş.kendisi bunu ağlamıyorum merak etme diye bana açıkladı)Ben de "hadi Zeynep ellerimizi yıkama vakti" dedim.Bana verdiği cevap "hani ben numaraları çeviredurucaktım?"oldu.:)Favori kelimelerinden biri de "Hatta" bunu çok sık kullanmaya başlamış.Salondaki boy boy fillerimizle oynarken en büyük fil baba,bir küçüğü anne,Onun bi küçüğü teyze,diğeriyse teyzenin kocası oldu.Israrla teyzenin kocasının teyzeden küçük boyda olmasını istedi:)Nedenini anlamak imkansız..Neyse biz fil ailesi olarak tatile çıktık.Deniz olarak da yatağımızı seçtik.Ama Zeynep yatak denizimizle ilgili olarak şunları söyledi "Daha kalın bir denize gidelim, bu deniz hiç kalın değil.."Demek istediği sanırım denizin derinliğiyle ilgili birşeydi:) Okulda ne yaptığını sorduğumuz zaman anlatmaktan sesi kısıldığı için bu konuyla ilgili konuşmak istemediğini söyledi:)Zeynep'in fotoğrafını buraya koymayı çok isterdim ama nazar değer korkusuyla vazgeçiyorum:)Zeynep seni çok seviyorum.

10 Eylül 2008

Martha Stewart mı?Rachel Ray show mu?Ellen ve Portia di Rossi neden birlikte?Banane tabi de olmuyo işte..

-Bugün akşam misafirim vardı:)Misafirim dediğim teyzem.Ama ben bi hazırlık bi hazırlık:)Önce kremalı patates yemeği yaptım.Ama uydurmanın en üst seviyesinde.Halka halka doğradığım patatesleri kremayla karıştırdım,içine sosis doğradım,beyaz peynirler koydum,kimyon kırmızıbiberle tatlandırdım,üzerine de kaşar peyniri yapıp fırına verdim.Ama fotoğrafını çekmeyi unuttum:)Yemeğin sonunda geldi aklıma ama iş işten geçmişti artık..Sonraaaaa yanına çok sevdiğim roka salatası yaptım.Üzerine beyaz peynir ve bol nar ekşisiyle..
- Herzaman yaptığım yoğurtlu kırmızıbiberli,naneli karışımı bu sefer dereotuyla yaptım.Kırmızıbiber ve salçayla birlikte tereyağını erittim.Erittiğim tereyağını kare kare kestiğim yufkaların üzerine sürüp,yufkaları rulo halinde sardım,fırında pişirdim.Çıtır çıtır oldular.Yoğurtlu sosumla da şahane gittiler..
-Bir de çok sevdiğim damla sakızlı muhallebi yaptım.Üstüne de vişneli sos..
-Dün ve bugün bütün gün evde sadece e2 kanalını izledim.Yayın olarak sabahtan akşama kadar Ellen show ve Martha Stewart' ı izliyorum:)Bir de Rachel Ray show var o da yemek yapıp konuk ağırlıyor.

-Ben bunları izlerken sürekli acaba Marthayla Rachel Ray arasında rekabet var mıdır diye düşünüp hangisinin daha iyi olduğunu çözmeye çalışıyorum.Ama seslendirenlerin seslerinden dolayı Martha bende daha baskın oluyor.Çünkü daha bi yaşlı teyze seslendirmesi var onunkinde ve sanki daha bilgiliymiş gibi geliyor.Martha'nın programını gözümü kırpmadan seyrederken Rachel Ray' de bilgisayarımın başına dönebiliyorum.
-Ellen Show' a gelince.Seslendirme açısından ele alıcak olursam,heralde daha iyi bir ses tonu bulunamazdı.Çünkü o kadının bendeki izlenimi erkeksi tavırlarıdır ve seslendiren kişi bunu çok iyi başarabiliyor.Ellen'ı seyretmeyi seviyorum ama yine de bir
çekincem olmuyor değil.Yakıştıramıyorum ona lezbiyen olmayı.Ally mc Beal' da en beğendiğim karakterlerden biri olan Portia di Rossi'nin lezbiyen olabileceği kimin aklına gelirdi ki?Hayır da Bahar sanane ki?Ama kafama takıldı işte,anlamsız..

09 Eylül 2008

Babam bukadar güzel paskalya çöreği yapmayı nerden biliyor???

Bugün canım okadar çok Paskalya çöreği istedi ki,annemi aradım bana paskalya çöreği al dedim,evdeki bütün yemek kitaplarını indirdim paskalya çöreği tarifi aradım.Yalnız evde malzeme olarak mahlep eksikti ve ben tabi ki dışarı çıkıp almaya çok üşendim.Hali hazırda dışarıda olan babamı arayıp gelirken bana mahlep almasını söyledim.Babam gelmeden önce maya olayını hallettim.Babam gelince de hamur yoğurmaya başladım.Aslında başladık.Çünkü hamur okadar büyük olmaya başladı ki başa çıkamadım ve "babaaaaaa" diye seslenmemle birlikte babam ellerini yıkamış hamurun içine dalmıştı bile:)Babam hamuru toparladıktan sonra birlikte şekil verdik..Üzerlerine yumurta sarısı sürdükten sonra,kırdığımız fındıkları ve biraz şeker serptik.O kadar pufidik oldular ki!!!Maşallah babamın elinden her iş gelir.Annem bu konuda çok şanslı..Sadece elinden her iş geldiği için değil çok eğlenceli olduğu için de..

Öncelikle babamın her babadan farklı bir müzik anlayışı vardır.Müziği yüksek sesli dinlemekten ve daha çok techno,R&B dinlemekten zevk alan babam,arabadayken radyolarda duyup beğendiği şarkıları büyük bir rahatlıkla bilgisayara indirebilir.Çünkü kendisinin teknolojiyle arası maşallah çok iyidir.Müzik dinlemekten çok zevk alması sebebiyle ev içindeki müzik sistemlerine çok önem verir.Şuan benim odamda babamın kendi elleriyle hazırladığı ve benim bel hizama gelen 2 tane hoparlör bulunmakta.
Kendisinin bir msn adresi var ve msn listesi oldukça kalabalık yurtdışındaki ve şehirdışındaki arkadaşlarıyla kamera ve mikrofon sayesinde yanyanaymış gibi konuşabilmeyi becerebiliyor.Haberleri internetten okuyup,altlarına yorum yazıyor.
Süper dans ediyor.Televizyonda anneler ve babalarla yapılan dans yarışmasına katılsak,dereceyle çıkarız.Kendisine yalvarıyorum birlikte dans kursuna gitmek için ama pek yanaşmıyor..
Mtv' de Osborne ailesini izleyip,Ozzy Osborne' nun konuşmasının taklidini yapıyor.Ve bu konuda düşünebileceğinizden çok daha başarılı:)))
Biz babamla çok eğleniyoruz ve eğlenmeye de çoooooook uzun bir süre devam ederiz inşallah:)Love you babaa!(şuraya da bi kaçtane kalp koyuyorum)

08 Eylül 2008

Salvador Dali,and mag,Shop&miles,Filmekimi, Babylon,vicky cristina barcelona

Efendim İstanbul yine güzel etkinliklerle dolu bir ay içerisine girmiş bulunmakta.Ben de bu haberleri güzel arkadaşlarımın yaptığı güzel dergi "and mag" den almış bulunuyorum.Gitmek istediğim etkinlikleri paylaşmak isterim:

Öncelikli olarak tüylerimi diken diken eden bir etkinlikten bahsetmek isterim.İstanbul' da bir sürrealist:Dali !!OHH şükürler olsun:)20 Eylül 2008- 20 Ocak 2009 tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesinde Dalin' nin mükemmel eserlerini ziyaret edebilirsiniz.En son Abidin Dino sergisine gittiğimde 6 -7 saat kadar bir süre sergi alanında eserleri incelemiş,gün sonunda artık ayakta durmaktan belim kopmuş,ama eserlerin ve sanatçının etkisinden uzunca bir süre çıkamamıştım.Gördüğüm en güzel sergilerden biriydi. "Salvador Dali" yi görmek ise en büyük hayallerimden biridir.Özellikle İspanya'daki evini ziyaret etmek isterim.Umarım bu da birgün gerçekleşir.Ama Sabancı müzesinde yapacağım gezinti de beni doyurmaya yetecektir.Eğer birgün olurda evine gitme şansını elde edersem orada ruhumu teslim edebilirim:)Okuldan kızlarla yapacağımız bu Dali gezintisini heycanla beklemekteyim!



Yazın bitmesi sebebiyle "Babylon" kapılarını açıyor!!!Hem de Bahar' ın çok sevdiği Küba ritimleriyle!!18-19 Eylül' de Cyrius' un vereceği konserleri kaçırmak istemem.O tarihlerde İstanbul' da olma olasılığım var gibi gözükmekle birlikte, herzamanki gibi heran bir değişiklik olabilir düşüncesiyle kendimi heveslendirmemeliyim..Allahım lütfen gidebileyim o konsere lütfeeen!!




10-16 Ekim tarihleri arasında "Filmekimi" başlamakta.Benim en çok görmek istediğim film ise hayranı olduğum Penélope Cruz' un,"İçimdeki deniz " filminde hayran kaldığım Javier Bardem' in ve erkek olsam kesinlikle onu beğenirdim dediğim Scarlett Johansson'un oyandığı, Woody Allen yapımı "Vicky Cristina Barcelona".Artık orda izleyemessem eve alır evde izlerim napalım:)


En çok gitmek istediklerim bunlar.E tabi ki daha çok var gitmek istediğim ama makul olanlar, yani hani olurda gidebilirim dediklerim bunlar.


Küçük bir reklam arası..


shop&miles shop&fly


Garanti’nin ayrıcalıklı seyahat ve concierge hizmetleri sunan kredi kartı &club’ın üyelerine ücretsiz sunduğu kaliteli yaşam dergisi and mag şimdi bayilerde.


"and mag" in hazırlandığı ajansta staj yaptığım için söylemiyorum,gerçekten şahane bir dergi.Etkinliklerden haberdar olabileceğiniz,Yeni markaları ve ilginç tasarımları takip edebileceğiniz mükemmel bir seyahat dergisi.Cengiz Semercioğlu "En iyi seyahat sayfaları bu dergide" diyor.Bu ay Toskana' yı anlatan bir bölüm var.and mag sadece 6 ytl.Sakın kaçırmayın!!:)

07 Eylül 2008

Hadi bakalım.

Bugün George Dalaras' ı dinlerken keşke bu şarkıların söylendiği yerlerde doğsaymışım dedim içimden.Sonra bunu sevgili kuzenim şişko Recai' ye ve Mervem'e de aktardım.Yani hani oralarda doğsaymışım, orda ünlü bir şarkıcı olsaymışım, adım Monica ya da Mariah olsaymış..Sonra bir gün İstanbul' a Kuruçeşme Arena' ya konsere gelseymişim,o gelişimden sonra İstanbul'a ve seyircisine hayran kalsaymışım.:)Bunun üzerine İstanbul' da yaşamaya karar verseymişim.vs..Hoşuma gitti bu hayal.

Dün güzel bir gün geçirdik..Filistin caddesinde ki Big Chef's' e gittik.Big Chefs aynı da içindekiler bambaşka!!Bütün bir akşam boyunca ağzım ve gözlerim ık bir şekilde gelene geçene bakmaktan ne konuştuğumuzu anlamadım.18, yok 16, yok yok 15 yaşındakizlar daha çok 35 yaşında gibilerdi.Peki bu insanlar neden böyle bir yere bukadar şık ve özenmiş biçimde geliyorlar orasını çözebilmiş değilim.Hayır özenirsin de normal insana benzersin yine..Bunlar insanlıktan çıkmış bir soy.Hepsi aynı soydan çünkü birbirlerinin 1.dereceden akrabası gibi bir benzerlikleri sözkonusu.Ben mi garip onlardiye düşünüp durdum bütün gece..Hayır okulu düşündüm, bizim okulda bile göremeyeceğim tipler.Dün geceye mi mahsus bir durumdu acaba?

Big Chefs' teki şaşkınlığımızı üstümüzden atıp kalkmaya karar verdik.Nada' ya gittik.Orda evime gelmiş gibi oldum.Çünkü insanlar bize benzemeye başladılar çok şükür...Böylelikle kimin normal olduğu sorunsalı da bir parça çözümlenmeye başladı:) O
kadar çok susamıştım ki "bana kocaman soğuk buzlu bi su getirin lütfen, ama kocaman olsun." dedim.Bunun üzerine bana tam iki bardak su geldi:)Çünkü benim hayallerimdeki kadar büyük bir suları yokmuş maalesef:)Ama benim içimin yangını nedense dün gece sönmek bilmedi.Üstüne bir de soda içtim.Eve gittim yine bardaklar dolusu su seanslarıma devam ettim.Bilemedim ne oldu böyle?

Dün bir ara -de ve -ki den bahsettik.Didem sağolsun -ki leri öğretti gibi.-de nin yazımını bilirim de -ki yi birtürlü çözemem.İnşallah doğru olur bundan sonrası.Bir de Didemcim "ya da" adım gibi eminim ki ayrı yazılır.Bitişik yazılması durumunu bana bir yerde göster, sahnelere çıkacağım!

Buarada Makber'i bitirdim.Süpeeeeer bir kitap,bayılarak okudum.Harikadan 5 yukarı!!(Altay amcamın süper lafı)

Merve' nin blogu Merve' nin blogu!!!!!Okuyun.Süper.Benimkinden güzel:)Tavsiye edilir.Napıcaksınız ben ne yapmışım, ne etmişim, ne kadar çatlakmışım?Boşveeerrr...

04 Eylül 2008

Eylüldü geldim.

Eylül ayı yaz tatilinin bitipte okulların açıldığı ay olmuştur hep benim için.Yıllardır süregelen okul hayatımdan olsa gerek Eylül ayı okul kokar bana.Okul hayatım birgün sona ericek olsa bile ki bu 2009 senesi olacak..Eylül'ün bende ki izlenimi hep okulların açılması olacaktır( ilk aşamada..)Çünkü okul hayatı yaşamımı ele geçirmiş bir ruh halidir.

Bir sezon başlangıcıdır Eylül ayı..Dükkânlar, vitrinler, otobüs durakları, her zaman birkaç yaprak, ilk yağmur, ilk ürpermeler...Eylül ayının başlangıcıyla birlikte bu yaz nelerin olmadığını düşünmeye başlarken,hayatımızda da neler olmadığını düşünmeye başlarız.Herşeye bu Eylül'le birlikte başlamaya karar verilir.

Eylül'ün benim için bir diğer anlamı ise bu ay doğmuş olmam..Her yıl doğumgünümü büyük bir heycanla beklerim.Bu yıl kendime bir doğumgünü listesi hazırlayacağım.:)

Eylül ayı yenilenme mevsimidir.Duygularımızı,düşüncelerimizi,sevgilerimizi,kıyafetlerimizi,cildimizi,ruhumuzu, tazelemenin vaktidir ..Sezen Aksu' nun "Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz" şarkısını yazın başında çok sık söylediğim için bu yazım mükemmel geçti diye inanıyorum.Tam bir ayım İstanbul' da geçti daha ne isterim:)Şimdi yeni başlangıçlarla,yeni kararlarla "Bakarsın umduğumdan iyi geçer bu yıl" demekten kendimi alamıyorum..Bu yıl İstanbul' da geçer mi bilmem ama bu yılın çok eğlenceli,bir okadar hüzünlü bir yıl olacağından hiç şüphem yok..

Eylüldü ben geldiğimde..İçimde belki ondan hep aynı mevsim..

kız sen istanbul'un psikopatı mısınız?

duruşun andırır asil soyunu
hisar, kuruçeşme, sahil boylu mu?
arnavutköylü mü ortaköylü mü?kız sen istanbul'un neresindensin?
bilmem sözlü müsün, ya nişanlı mı?
sevgilin yaşlı mı, delikanlı mı?
emirgan, bebekli, aşiyanlı mı?kız sen istanbul'un neresindensin?
başında esen kavak yeli mi?
gözünden akan aşkın seli mi?
sarıyer, tarabya, istinyeli mi?kız sen istanbul'un neresindensin?
soyun buralı mı, başka yerden mi?
huyun aşığına küsenlerden mi?
yeşilköy, florya, bakırköy'den mi?kız sen istanbul'un neresindensin?
gülüşün sahte mi, yoksa candan mı?
bağlarbaşındaki tozlu yoldan mı?
erenköy, kadıköy, üsküdar'dan mı?kız sen istanbul'un neresindensin?
merhametin bahar, yoksa kıştan mı?
tatlı yanağından, çatık kaştan mı?
esentepe, yıldız, beşiktaş'tan mı?kız sen istanbul'un neresindensin?

adlı şarkı gece gece nerden aklıma geldi bilmem.Amma zihnimin artık iyice sapıttığı kesin.Hangi insan evladının aklına gecenin bir vakti bu şarkı gelir,sözlerini arar bulur?Off ooff tuhaf olmak çok zor.Kafam yoruluyor vallahi ama bilinçli yapmıyorum bunu vallahi.Elimde değil. Ama sanırım İstanbul'u çok özlemem sebebiyle, bu şarkı bilinçaltımın engin sularından günyüzüne çıkmış olabilir diyor ve İstanbul'da çektiğim bir fotoğrafı sizlerle paylaşmanın sevincini yaşıyorum..

Söylemeden geçemeyeceğim bir hususta şu dur ki beni rahatsız eden bir durum.Sever.Okur. kısmında da görebileceğiniz gibi duran "işi bıraktım,geziorum....bişeyler" adlı başlık.Bu blogu yazan insanı kıskanıyorum.Eveeeet kıskanıyorum.Allaahım bu ne güzel şey işi bırakıp gezmek, yemek, içmek..ooof Nerde ben de bu şans?Nerde?Bakıyorum hani nerde?Bak şimdi de aklıma ah nerede vah nerede şarkısı geldi.Pıff şarkılarla kafayı bozdum sanırım.Sabah uyandığımda bakalım hangi şarkı olucak aklımda bıktım kafamın içindeki gürültülerden...

03 Eylül 2008

Bir Server Bedi Polisiyesi...

Dün tesadüf olarak elime aldığım Peyami Safa' nın kitabını bitiriverdim.."Selma ve gölgesi" kitabın adı.Polisiye.Herzaman sevmişimdir,ilgimi çekmiştir polisiye romanları.Ama eskiler daha bir çok güldürür beni eğlendirir.Elimden bırakamadığım bir gerçek..Sürükleyici olduğu kadar saçma bir hikayesi vardı.(Ama beni eğlendiren ve güldüren..)Anlatımı eski olan kitaplar beni çok etkiliyor.Yazarın yaptığı betimlemeler gözümün önünde inanılmaz bir şekilde canlanabildi.Sanki bir film izliyormuşum gibi.Tabi bu birazcık da benim hayal gücümün uçsuz bucaksız olmasından kaynaklı olabilir..Kitabın kapağında ki Selma karakterinden farklıydı benim Selmam..Komik kitaptı..



Ondan önce de Cem Mumcu'nun "Hayat gerçeğe perde" kitabını okudum.Ama ne yazık ki hiçbirşey anlayamadım birkaç hikaye dışında.Bir ara acaba hikayeler arasında ilgi mi kurmalıyım falan diye düşündüm.Ama yok o da olmadı.Ben bu kitabı çözüp te anlayamadım.Belki çözülcek bir yanı da yoktur ama bilemedim işte..Çözemedim.Biri bana anlatıversin bi zahmet.Kendimden şüphe ettim vallahi.Anlayamıyorum galiba zor mu anlıyorum ne?Kitabın kapağında neden Nehir Erdoğan' ın böyle bir fotosu var onu da anlamış değilim.Filmi falan çekildi de ben mi bilmiyorum?Cahil miyim neyim?Aynı yazarın "Makber"adlı kitabını okumaya karar verdim..Bilemedim çözemedim.Napıyım bi söyle..