29 Aralık 2008

herşey çok güzel olacak..

Yeni bir iş,
Yeni bir ev,
Yeni bir şehir,
Daha mutlu bir ben,
Özlediklerimin sayısının artmadığı,
Huzurlu,
Koşturmacasız,
Hastenesiz,
Bol kahkahalı,
Bol yemekli,
Tatlı,
Ülkem için güzel Bir yıl dileyim mi?
















kurabiyeleri kim mi yaptı?Beeen..

27 Aralık 2008

am i blue?


Tunalı hilmi caddesinde garanti bankasının orda oturup mendil ve yarabandı satan gözleri olmayan bir amca vardır.Herzaman farkındayımdır o amcanın.Ama bugün gerçek anlamda dikkat ettim.Teyzem para yatırırken uzun bi süre orda kaldım.Ona baktım.Elinde mendilleri,ayağında bence bir bayana ait çizmeleri birilerinin mendil almasını bekliyordu.Bi an gözlerimi kapadım.Etraftan gelen sesi dinledim.Anlamsızca bi gürültü olduğunu farkettim.Kimisi çok yakınımda,kimisi çok uzağımda,kimisi ortada biryerlerde..Ama en çok bankamatikten gelen ses..Gözlerimi kapadım çünkü tekrar açtığımda etrafı görebileceğime emindim.Sonra bütün bir yol boyunca hep amcayı düşündüm.Yarın üzüntüm geçicek biliyorum,gözlerimi açtığımda etrafı göreceğimi bildiğim gibi...

21 Aralık 2008

aslında bi konu var.


Bence hayat yemek yemekten ibaret olsun.Düşündüm taşındım şu hayatta en mutlu olduğum anların yemek yediğim anlar olduğuna karar verdim.Biri elime paramı versin.Ben o parayla yemekleri çok güzel olan mekanlara gidip,yediklerimle ilgili yazılar yazayım..gazetede yazana kadar şurda yaz bahar.Peki o da olur:)Al şekerim bunları ben yaptım..vişneli limonlu..vişneleri içine koyunca pembe bi kremam oldu:)çok hoşuma gitti.Ama bi daha ki sefer içine vişne koymayacağım.Vişnelerim biraz mayhoş kaldı içinde.Tek limonlu olursa,limon tadına bayılanlar için harika bi kek.Daha yılbaşı kurabiyeleri yapacağım.Bir kutu yapıp dükkan dakilere yollamayı,sonra Halime hocaya yapıp vermeyi,sonra bir de ingilizce sunumum sonunda sınıftakilere vermek için yapmayı düşünüyorum:)İnsan neler yapar isteyince:) ama şekilli kurabiye beklemeyin.sevmiyorum onların tadını.Kutularım yılbaşı içerikli olucaklar merak etmeyin:)

15 Aralık 2008

As long as you believe in me I'll show you my reality .



Bugün bi yalnız hissettim kendimi.Başaksız kaldığımı daha bi iyi anladım sanki.Hem bi sürü arkadaşım var hem de yok gibi.Yalnızlığı oluşturan, benim sürekli yalnız kalma isteğimdir belki.Biraz agresif biraz depresif bi haller içinde halim. Garip garip şarkılar dinleyip tabi ki dizilerimi seyretmeye devam ediyorum.Ders çalışmak?o ne?

*şarkı biraz geç başlıyo ama başlıyo.

14 Aralık 2008

reklamlar.

Kocaman 9 gün bitti.Ben ne yaptım?Hiçbişey.Ders çalışma eyleminin hiçbir kısmını uygulamadım.29 aralık dedin mi dersler biticek.16 ocak dedin mi sınavlar.Hayırlısı olsun.Bahar sıkışmadan ders çalışamayacak galiba bu sefer.Hiç böyle olmazdı.Vardır bunda da bir hayır.

Saçlarımı kestirdim.Kocaman olmuşlardı.Belime gelmeye yakınlardı.Şimdi oldular birden çenemin aşağısında.Birden fazla mı değişiklik oldu bilemedim.Ama kaküllerim uzamalı diye düşünüyorum.Biraz kısa kalmışlar bence.

Şimdi asıl bu yazının yazılmasındaki sebep şudur.İki tane reklam var canımı çok sıkan.1.si Sırma soda ya da gazoz reklamı.Biri bana desin ki "Saçmalama süper bi reklam" Allahaşkına bi anlat diyeceğim.Şimdi iki kişi evleniyorlar.Kız üzgün,oğlan psikopat.Riskli anların resmi içeceği!
Ne bu be?O sahnede sırma falan da çıkmıyor hani o anda gelin bi Sırma gazoz açsa falan hani bi parça.Yok yaa ozaman da olmaz.Ne o ya ne oooo???Hangi ajans,hangi akıl,hangi fikir yaptı o reklamı?Yurtdışında yayınlanmakta olan reklamlardan birinde görülmüş abi süper reklam çalalım bunu demişler de,ama tam olarak anlaşılamadığı için yanlış olmuş bir reklam gibi.

İkinci reklam şu;tam olarak ne reklamı olduğuna dikkat edemedim şoktan.Ama şöyle gelişiyor.Çok seksi bir kız araba yıkamakta.Ve yine seksi bir şekilde Öğretmenim seni ben çiçekten böcekten bıt bıt bıt sözünü söylemeye başlıyor.İşte ardından süngerle sildiği arabanın üstünde ayda bilmem kaç liraya ilkokul arkadaşlarınızı mı bulun diyo nediyo yalan olmasın.Hayır ne olduğunun zaten bi önemi yok.Böyle bi reklam?İçinde öğretmenine seksi bir şekilde mesaj yollayan bi kız?Bi yandan araba yıkıyor?Noluyor yahu?Acaba diyorum,bu reklamı yapanlar düşünmemizi sağlamaya falan çalışıyorlar da ben mi anlayamıyorum?

O anı merak ediyorum mesela,adamlar masanın etrafına oturmuşlar,brainstorming yapıyorlar"sırma gazoz reklamı yapıyoruz.Evet, bence nikah masasında üzgün bi kız olsun, deli bi çocuk olsun, sonra şu laf çıksın" falan mı diyorlar.Ya da şöyle; "Ya bence ayda bilmem kaç ytl' ye ilkokul arkadaşlarını bulma reklamında,öğetmenin olduğu yerde araba yıkayan seksi bi kız olmalı!!abi deli misin?süper fikir" falan mı diyorlar.Ben anlayamadım valla.Ama baştan söylüyorum ikinci reklamı ben anlamamış ta olabilirim.Hani çok mantıklı bir reklam da olabilir.Eğer öyleyse bana bi anlatıverin,rica edicem.Öperim.

11 Aralık 2008

benim adım Bahar!

Benim bloguma insanlar şu ara şunları yazarak geliyorlar:
*and mag, shop and miles---> çok sık aratılıyor.derginin adının duyulması sevindirici:)
*nil kelimelerin dışı süslü içi boş--->Ben de aratmıştım:)
*"çocuk tasması"--->bunu arayan belli bi kesim var.Büyük bir kesim.
*burda hayat şöyle böyle--->valla öyle.
*ellen and portia--->birlikte olmaları bence de sinir bozucu.
*ispanyolca ay ay amor--->ay ay ay ay.
*hani benim sevdiklerim--->Ama bukadar çok aratılamaz bişey!
*kremalı patates lez--->lez derken?
*TANJU OKAN--->severim.
*sinem kobal kaşlar--->kaşları güzel mi yahu bi bakayım ben de.
*bizim evin hallerindeki bahar--->o dizide öyle biri mi var?
*YAZIYI BULAN KİŞİ--->Bir kişi mi bulmuş?:)
*ıssız ada film müziğini kim söylemiştir?--->soru işareti koymasan google cevap vermeyebilirdi.
*birbirimize moraller--->googleda moral aramak.
*hayat boş sinem kobal ile sitede coş--->Benim blogumda coşmayın nolur!!!
*tuvalette sürttüler--->anlayamadım?
öle işte:)

05 Aralık 2008

You love blow and I love puff.

Aşk-ı Memnu 'yu izliyorum evet izliyorum.Bazen kaçırıyorum.Ama izlemeye çalışıyorum.Bu hafta çok sinirimi bozan sahneler vardı.Bi kere genel olarak dizideki duraksamalı konuşmalara tahammül edemiyorum.Birbirlerini 10 saat süzdükten sonra konuşmaya başlamaları beni çileden çıkarıyor.Ama genel olarak dizilerde zaten böyle bi problem var.Neyse.Bihter hanım'ın kıyafetlerinin nekadar rüküş olduğundan ablam Merve' de blogunda bahsetmişti.Ama yetmez.Anormal bi rüküşlük var. Bazı kıyafetleri güzelse bile Beren Saat'in o kıyafetleri taşıyamadığını düşünüyorum.Zaten topuklu ayakkabılarla yürümesi başlı başına bi olay.Yürüyemiyor!(Ben de yürüyemem)Mesela kardeşi rolündeki kızı çok çok anormal beğeniyorum.Hem rol yapışını hem de kıyafetlerini çok hoş buluyorum.Beren Saat'in rol yaptığı bazı bölümlerdeyse maalesefki utanma hastalığım ortaya çıkıyor.Özellikle bu hafta annesine "Bu gözyaşları gerçek sahte değil" derken ki o bana göre abartıya kaçan anormal hareketleri yastıkların altına saklanma hissi uyandırdı.Sinirlendiği anlarda saçını eliyle hızlıca geriye atması falan en tahammül edemediğim hareketler.Ben hiç beğenmezken etrafımdaki bi çok insan da çok iyi rol yaptığını söylüyorlar.Bilmiyorum.Rol yapmak öyle bişey olmasa gerek.Daha normal hareketler bekliyorum.Mesela Kıvanç Tatlıtuğ diğer oynadığı dizilerde bana hiç rol yapamaz gibi gelirken şimdi çok beğeniyorum.Menekşe ile Halil de ya da Gümüş' te oynadığı rollerden farklı olduğu kesin.Kendini geliştirmiş olduğunu görebiliyorum. Ha ben çok mu bilirim bu işleri:)Yok bilmem.Tamer Levent' ten 1 yıl drama dersi aldım.O kadar.Ama konuşmaya hakkım var bence.Beni utanma hastalığına sürükleyen herşeyde az da olsa bi problem kesin vardır:)

Gelelim bu ara ne yaptığıma..Bu ara sadece ve sadece dizi izliyorum,ama durmaksızın.Bir dizi inerken diğer diziyi izlemeye başlıyorum.Ve hiç sıkılmıyorum.Bir yanda Mad Men diğer yanda Dexter.Bi tarafta Prison Break, öbür tarafta Gossip Girl.Gossip Girl' ü daha çok Müge' ye anlattırıyorum:)Ya da izliyorsam sahneleri atlaya atlaya seyrediyorum.Anlamakta hiç güçlük çekmiyorum.Bu ara Prison Break le ilgili bazı ilginç düşüncelerim var.Eski tadı kalmadı.Tamam yine heycanlanıyorum falan ama, ben o dizide duygusallık aramıyorum galiba.Duygusal sahneler olduğu zaman o sahneleri atlamak geliyor içimden.O adamlar hep beni korkutsunlar istiyorum.Ama bu ara bi şaşırdılar.Çözemedim.

Favori dizim;Mad Men.Oturun Mad Men izleyin.Tadından yenilmeyecek türden.

Amy Winehouse dinliyorum. Bu arada Amy Winehouse'un 22 Ocakta Ankara Dip Sahne' de Tribute konseri varmış.Amy Winehouse'un İngiltere'de ki en başarılı tribute'u Marie, Amy Winehouse şarkılarını seslendiricekmiş.Hiç fena olmaz diye düşünüyorum Şurdan Marie' nin sesini dinleyebilirsiniz.http://www.bjorganizasyon.com/

Bi de adımın Bahar olması bu ara çok garibime gidiyor.

İstanbul' a gidememiş olmam hakkındaysa hiç ama hiç konuşmak istemiyorum.Çok canım sıkılıyor.

02 Aralık 2008

Burda hayat şöyle böyle,Yaşıyoruz zar zor öyle..

Nasıl bir koşturmacanın içinde olduğumu tahmin bile edemezsiniz.Çünkü tahmin boyutlarınızı aşar.
Şuan yarın şarap şişemin etiketi için baskıya hazırlanması gereken zımbırtıları hazırlıyorum.
Yarın okulu asmayı düşünüyorum.
Şarap şişemle ilgilenmek baya bi vaktimi alıcak gibi duruyor çünkü.
Hayır baskı alıcam,olmazsa şişenin üstünde gidip bir daha alıcam.of yani.
Şu bayram bi gelsin.
Bayramı sevmem ama şu tatil olayına bi girmek lazım,bi nefeslenmek lazım.
Merak ediyorum işleri böyle çok yolunda giden,işlerini günü gününe yapan insanlar var mı diye?
Hayır ben de programlıyımdır.
Ama son dakikaya kadar belli bi koşturmacası olan programlı olmaktan ne anladım ben?
Şöyle canım bi konsere gitmek istiyor.
Sakin sakin birşeyler çalsın.
Başak gitti ya canım ona da sıkkın.
Geçen gün bi brownie yaptım aklın şaşar,akıllara zarar.
Canım ondan çekti.
Her yaptığım yemeği şuraya koysam blogum patlar.ahahahahahahahahahhahahahha!!!!!!
Böyle de kendimi beğenirim.öperim.
Bi de şu şarkıyı severim

Şimdilik sensiz olmadı.
Tüh, taş yerini bulmadı.
Sen nasılsın iyi misin?
Ne var ne yok hasta mısın?
Yoksa benim gibi boşta mısın?
İyi geceler.

26 Kasım 2008

Nedesem boş.

Şimdi bizim bi apartmanımız var.Apartmanımızın garajı var.Biz nezaman bi yerden gelsek o garaj dolu olur.Birileri önüne park etmiş olur.İçine girmiş olur.Çünkü bi grup insan var, garaj önüne park edilmemesi gerektiğini bilmeyen.Bunlar için belli bi kelime yok ne bileyim "beyinsiz" demek olmaz,"geri" demek olmaz,ımmm belki "cahil" uygun olabilir, ama emin değilim.Neyse bu akşam da bir araba tam garajımıza giriyordu ki biz de babamla gelmiştik.O kadar yorgunum ki arabadan indim ,yürüdüm onlara doğru, eğildim ve "siz çıkın biz giricez" dedim.Arabayı kullanan adam "şimdi mi? " dedi, ben de "evet şimdi" dedim.Ama o kadar yorgunum ki tavır ya da trip yapıcak halim yok.Ki okula sabah 9 da gidip dersten akşam 7buçukta çıkmış olmam bunun kanıtıdır.Adamın yanındaki "ablamız" camı açıp, "ne bu tavır" dedi.Ben de "ne tavrı yaa?" dedim. Ablamız devam etti "hayır yani 2 sn ye durucaz" dedi.Ben de gayet sakin "seni 2 sn beklemek zorunda değilim" dedim."Plaka mı yazıyo burda senin mi burası? " dedi. "Apartman benim, garaj benim" dedim yine çok sakin.Kocası bi yandan çıkmaya çalışıyor garajdan,bu arada benim taklidimi yapıyor ablamız kendince..En son kendisi "al g..tüne sok" dedi el hareketiyle birlikte.Ben de gülerek "inan senin kadar terbiyesiz değilim,yürü git" dedim.Şimdi bu yapan "ablamız" benden büyük.Arkada 4 yaşında ki kız çocuğu otururken bana küfretmesi ne yazık.Onun gibi bir ablanın daha bu ülkeye ziyan bir vatandaş olarak yetişecek olması ne acı.Hayır kocasının gıkı çıkmıyor.Ama ablamız bir cadı bir cadı. Aslında bunlar için söylenebilicek çok güzel kelimeler var.Ama dediğim gibi fazla terbiyeliyim.Hayır normal bi günüm olsa, kavga ederim hatta kızarak "çıkın çabuk garajdan" da derim.Ama tam aksine bugün halim bile yoktu. Ablamızı kızdırdık aaaaa!!! Böyle insanlar neden var diye düşünüyorum.Yeryüzüne geliş sebebi nedir?Fazla kafa patlatamam.

Moralim bozuk bu ara.Ama çok güldüğüm bir olay oldu.Anneme ilginç bir şekilde sürekli olarak çok ünlü,çok tanınmış markalardan açılış davetiyeleri gelir.Ancak biz o mağazalardan ne alışveriş yapıyoruz ne birşey.Bugün de yine anneme İstanbul Nişantaşında açılacak olan Cartier butik mağazasının davetiyesi geldi. Tabi ki 2 Aralık günü annem ve annemin konuğu olarak ben bu açılışa gideceğiz:)Geçenlerde de İstanbul'un en pahalı apartmanı olan Mısır apartmanında, Kate Moss'un da katıldığı, Beymen sponsorluğunda yapılan fotoğraf sergisinin açılışına davet edilmişti:)Annem bizden habersiz İstanbul jet sosyetesine girmemiştir sanmıyorum:)Onun tek problemi isminin ve soyadının ünlü birinin adı ve soyadı olması.Ama davetiyeyi yollayanlar neden bu kadar şaşkınlar çözebilmiş değilim..Biz Ankara' da oturuyoruz yahuu!Ama yollayın siz, habersiz kalmıyoruz jet sosyete hangi açılışta olucak:)Bakarsınız bi gün çıkar geliriz.

Şimdi benim yapmam gereken bir şarap etiketi var.İzninizle işime dönüyorum.İyi akşamlar olsun..

24 Kasım 2008

kendime uzaktan bakıyorum.

Birgün gelicek artık birilerini merak etmeyip birşeyler istemeyeceğim.
İstemek istemeyeceğim.
Merak etmek istemeyeceğim.
Peki şimdi hiçbirşey düşünmek istemediğim bu günde neden kafamın içi binlerce düşünceyle dolu?
Hiçbirşey düşünmediğim gün delirdiğim gün mü olucak?
Yoksa delirdiğim gün kafamın içinde daha mı çok düşünce olucak?
Bomboş bi kafam olsun istiyorum.
Ne proje yapıcam diye düşünmediğim,ne yesem diye düşünmediğim,şu yazıyı yazarken ne yazmak istediğimi düşünmediğim.
Sakin,sessiz,huzurlu.
Huzurluyum aslında.
Ama kafam çok karışık.
Birşeyleri yetiştirme telaşından sıkıldım.
Birilerine kendimi beğendirme çabasından da.
Basit düşünmek isterken aslında kafamı daha çok karıştırdığımı bugün farkettim.
"Basit düşünmeyi öğrenme okulu olsa" dedim içimden.
Sonra da "iyice kafayı yedin Bahar "dedim dışımdan.
Kafamın içinde sürekli düşündüğüm, ama aslında düşündüğümün farkında olmadığım bu şeylere konsantre olmayı denedim sonra.
Bi baktım sanki rüya gibiydiler.
Sonra rüya deyince aklıma Dali geldi.
Dali'ye hala gitmediğimi farkettim.
İstanbul'u çok özlediğimi.
En son da bu yazının ne kadar saçma olduğunun farkına vardım.
Farkına vardığım şeylerden bana en çok koyanıysa İstanbul'u çok özlediğim gerçeğiydi.
Peki bu benim düşüncem miydi?Hissettiğim bi his miydi?Yoksa buraya yazdığım kelimeler mi?
Bilemedim.
Hayırlı akşamlar olsun.

22 Kasım 2008

Tek suçum Prison Break izlemek.

Çok yakın bir zamanda,gazetelerde,manşette beni görürseniz şaşırmayın.Manşet şöyle olucak:"21 yaşındaki B.T kendini izlediği dizinin bir kahramanı sanıp 3 kişiyi öldürdü."Hangi dizi mi?Prison Break tabi ki!!!Ben kendimi,çocukların kendini pokemon sanabileceği kadar,ve Kurtlar vadisi fanları kadar aptal hissediyorum şuanda.Ben küçükken kendini Power Rangerslardan biri zannedip pencereden atan bi salak olmuştu,işte onun gibi kendimi kaptırmış durumdayım şuan.Dizinin bütün bölümlerini seyrettim.Hala daha seyrediyorum ama bende en ufak bi sıkılma belirtisi yok.Aksine bütün bölümlerde yorganımı iki kat daha fazla ısırıp,tırnaklarımı daha çok kemiriyorum.Hayır erkek olsam anlayacağım bu kadar kaptırma sebebimi.Ama bir bayan olarak bu tip bi diziye bu derece hayranlık beslemek olur şey değil.Elimde 130 bölüm olsaydı da hiç evden çıkmadan oturup izleseydim diyebileceğim kadar çok seviyorum ben bu diziyi.Öyle filmdeki karakterlerin yakışıklı olmasına falan da çok takıldığım falan yok.Yani evet anormal yakışıklı Scofield falan ama inanın o anda onla ilgilenmiyorum.Tabi bazı sahnelerde "ayyy ne hassas,duygulu çocuk" diyorum.Diziyi izlerken böyle konuşmalar geçince de erkekler küfrederek izlerken ben "aaiiiiyyy" diye mi izliyorum acaba diyorum.
Cine5 'te çok uzun yıllar önce Oz Hapisanesi vardı,ben onu da çok severdim.Daha çok yapılsın böyle diziler.Ne bileyim işte bir csi Miami'si olsun,bir special victims unit'i olsun,bir House olsun,yapılsın böyle diziler.Ha tabi Gossip Girl de yapılsın.Ama onlar çerezlik diziler.Hafif diziler.Kız ne giymiş,saç ne yapmış dizisi onlar.Dizi işte güzel şey demek istedim aslında kısaca.İyiakşamlar olsun.

17 Kasım 2008

Yavuz'a teşekkür..(kelebekli kutu!!!!)

Bugün bana bi paket geldi.Üzerinde renk renk kelebeklerin olduğu,içinde portakallı kurabiyeler,kurabiye ve kek kalıpları olan.Sonunda sesimi bir duyan çıktı ve bana portakallı kurabiye almaya karar verdi:)Bugün ben portakallı kurabiyelerimi yemekten mide fesatı geçirdim.Bugün ben portakallı kurabiyelerimle karşılaşmanın sebebiyle bütün gün yüzümde aptal bi tebessümle gezdim.O kadar sevindim o kadar sevindim ki...İçinden çıkan çeşit çeşit kalıplaraysa hayran kaldım.Bu ince düşünce için Yavuz'a çok teşekkürlerimi sunuyorum.Beni çok mutlu ettin çok teşekkür ediyorum.Bana gidip kurabiye kalıbı seçtiğin halini düşündükçe gülme tutuyo:)çok çok teşekkürler:)

16 Kasım 2008

Yazıyı bulan Sümerler.

Kendime Issız Adam'ın müziklerini dinlemeyi yasaklıyorum.Alper'le Ada napıyorlar acaba diye düşünmekten içime fenalık geldi.Bu kadar da kaptırırlır bi filme canım.Bırak allahaşkına.Deli miyim neyim?Bu konu kapansın.

Dün projem için Anadolu Medeniyetleri Müzesine Mervemle tarihsel bir yolculuğa çıktık.Müzeye girmeden birer tane "Müze Kart" sahibi olduk.Bundan böyle İstanbul'da çok pahalı gelipte girmediğim müzelere "bedava bed bed!!" diyerekten girebileceğim için sevinçten uçuyorum.Anadolu Uygarlıklarından olan Sümerleri aramaktan bir hal oldum müzede.Sonunda bir bilene sormaya karar verdim.Öncelikli olarak güvenlik görevlisiyle Merve'nin diyaloğunu anlatmak istiyorum:)

Merve:Pardon Sümerler hangi tarafta yer alıyor?

Adam:Burda Sümerleri bulamazsınız.Onlar Osmanlı döneminden.

M:Yok biz yazıyı bulan Sümerleri arıyoruz.

A.haaaa onlar mıııığğ?Siz en iyisi nöbetçi arkeologlarımıza sorun.

Nöbetçi Arkeolog hanımefendi bana gayet yavaş ve sakin bir şekilde ve biraz da aşağlayarak."Onu burda bulamazsınız.Sümerleri İstanbul Arkeoloji müzesinde bulabilirsiniz burası bir imparatorluk." dedi.

Ozaman onu çabuk buraya getiiiiiiir!!!!diye bağırmak geldi içimden.Yarama bastı resmen,zaten İstanbul'a gidemediğim için kafayı yiyorum.Onu İstanbul Arkeoloji müzes..bıdı bıdı bıdı.

Neyse Tarihi yolculuğumuzun sonunda tabi ki Merve'nin her ortamda olduğu gibi fotoğraf çekilme arzusu depreşti.Kafası vazolara yaslanmış bir Merve,bereket tanrısının yanında "kafa Merve "şeklinde versiyonları olan bir dizi fotoğrafımız oldu.Kafasını vazoya yaslamış fotoğraf çekilirken yanımızdan geçenler için "Neyseki turistlerdi" deyip aldırış etmezken,aslında onların Türk olduğunu bilmiyordu:))
Fotoğrafı müzenin bahçesinde çektim.Okadar güzeldi ki renkler.Bence kış iyice gelmeden gidin oraya.

Dönüşte de Ulus'ta keşfedilmesi gereken iki tane çantacı keşfettik:)

Biz dün çok eğlendik:)

Gidin Müze Kart çıkarın pek faydalı,hoş,kaliteli,fiyakalı bişi!

14 Kasım 2008

Nine years without grandma..

Alışmış olmak çok can sıkıcı..Ama özlemek çok özlemek daha da kötü..

13 Kasım 2008

Nazar değmesin.

Bugün bir anne ve bir kız olarak "Issız Adam" a gittik.Beğendik,dağıldık eve geldik.İki İstanbul manyağı olarak bu filme gitmemizin sakıncalı olduğuna karar verdik.Ben bütün yaz yürüdüğüm yolları görünce fenalıklar geçirdim.Filmin her sahnesinde anne bak şurası şey demekten bana fenalık geldi,anneciğime ne oldu kim bilir?İstanbul'u bir insanın duyabileceği bir özlemden daha çok özlediğimi özlemekten geberdiğimi kaba tabirle hayvan gibi özlediğimi her karede anladım.Düşündüm ama bi baktım ki projelerden kafamı kaldırıp İstanbul'a gidemeyeceğime karar verdim.Vakit diye birşey yok bu dönem nolurum bilemedim.Filmle ilgili söyleyebilcek birşeyim yok.Demicem bişi.

Biz eve geldik.Yemek yedik.Ben herzamanki gibi Merve' ye "Türk hekimlerine emanet ediorum" lafımı söyledim.Bu nedemek?Masayı sen toplıyacaksın Merve demek.Merve bunu ilk benim söylemiş olmamın, yani benden önce davranamamış olmanın verdiği üzüntüyle ve tabi baya da bir abartarak kendini sandalyeden aşağıya doğru bayılmış gibi yaparken ve ben bunu gayet anlamış bir şekilde arkama bile bakmadan giderken babamın " Yavrum kalk yavrum ,Yavrum kendine gel yavrum" diyerek Merveyi telaşla kaldırmaya çalışmasına altımıza işeyene kadar güldük.Biz gülerken babam kızım neye gülüyorsunuz hiçbişey anlamıorum demesi daha da çok gülmemize sebep oldu.Babam bu seferde içeriye anneme bağırmaya başladı "Nurrr koş Nuuur yardıma gel bunlar nefes alamıyorlar!!!" Sonuç olarak fazla gülmekten ağrıyan karınlarımızla birlikte Mervem' le masamızı topladık.Düşündüm de biz çok normal bir aileyiz.Harikayız.(nazar boncukları)

08 Kasım 2008

Hani benim sevdiklerim?

Birşey oldu bugün.Issız adama da gitmedim ki kendimi garip hissedeyim.Belki de filmin müziklerini dinledim diye böyle oldum.Kalbim kocaman kırılmış gibi hissettim.Bu şarkıları dinleyince aklıma dedemle balkonda Tanju Okan dinlemelerimiz geldi.Birşeyler yapıyorlar ya.Meditasyonlarla falan geçmişe gidebiliyorsun.Çok anormal mutlu olduğumuz o günlere dönmek ve oralardan geri dönmemek istiyor içim.Bugüne haksızlık mı etmektir bu?Şükretmemeyi bilmemek midir?Onu bilemem.Ama bazı şeylerin eskisi gibi olamayacağını bilmek dünyanın en acı veren şeyi sanki.Bi insanı çok sevmek, ama onu kaybettiğinde,bi daha kimseyi bukadar sevmeyeceğim diye yemin etmek..O günlere doyamamak.Ters giden herhangi birşey olduğunda o anlara geri dönmeyi istemek.Neden bukadar çabuk bitti herşey demek.Ozamanların tadını çıkaramadın diyip kendine kızmak.Sonra bu ruh halinden bi şekilde çıkıp.Herşeyin devam edip normale dönmesi..Bu seferde acına haksızlık ettiğini düşünmek.Dengesiz bi ruh hali.Acının hafiflemesi için dua etmek,ama hafiflemeyeceğinden emin olmak.

03 Kasım 2008

Kit.


Saat sabah 04:18.Mal gibiyim.Çünkü proje yapıorum.Yaklaşık olarak akşam 8'den beri.Müge bizde.Salaklaşmış vaziyette banner yapmaya çalışıo.Bannerlar bitince kutu yapıcaz bi de.Eğer bi gün yakınınızdan birileri Grafik tasarım okuycam ben derse.Bi daha düşün deyin.Eğer bana "aayyy Bahar sizin bölüm ne kadar zevkli keşke ben de o bölümü okusam" diyecekseniz.Bir daha düşünüp ağzınızdan dökülsün kelimeler.
Bu bizim son senemiz.Mezun olucaz biz.Software kitimiz de var.Sizin var mı?

30 Ekim 2008

Kafama portakallı kurabiye düşse belki inanırım.


İnci Pastanesini arayıp "eğer elinizdeki tüm portakallı kurabiyeleri 5 saat içinde Ankara'da bulunduğum adrese yollamazsanız İstanbul'a bir dahaki geldiğimde yerinize uğrar ve elinizde ne var ne yoksa para vermeden deli numarası yapıp alırım"demek geçiyor içimden.Ama sanırım daha iyi bi plan yapmalıyım.Krizdeyim,portakallı kurabiye krizindeyim.
Moralim bozuk bu ara hiçbişey yapamıyorum.Vaktimin çoğunu projelere ayırmama rağmen ortaya hiçbişey çıkmıyo.Uğraşıyorum,uğraşıyorum sonuç saçma sapan şeyler.İmdaaaaaaaaaaaat diye bağırasım var.Neden bukadar verimsizim anlayamadım.Hiç bi projem ilerlemiyo ve teslim tarihleri çok yakın.Bu haftasonu deliler gibi uğraşmam lazım.Hayır ortaya hiçbirşey çıkmamasından rahatsız da değilim rahat da değilim.Psikolojim bozuk sanırım.Ne duygu içerisinde olduğumu açıklayamıyorum.Anlayamadım.Var bi tuhaflık.Ama yetkililerden rica edicem fazla uzun sürmesin bu ebilitisizlik halim.Artık vahiy mi iner?Ben mi yukarıya doğru havalanırım siz karar verin ama bu projelerin bitmesi lazım haberiniz olsun.Hayır çok istiyorum çalışabilmek çok istiyorum.Hatta uzun zamandır hiçbirşeyi bukadar çok istemedim.Hani secret misali çok istersen olur falan ayaklarındayım.Mesela portakallı kurabiyeyi çok istiyorum,gökten yağsın ozaman belki inanırım.Kendime inancım yerine gelir yahu.
Yani kendi kendimi kendime getirebilecek neler yapabilirim?Ankara'da deniz olsaydı şöyle bi iner gelirdim o beni kendime getirir miydi?Yoksa masaja falan mı gitmeliyim?Yoksa meditasyona falan mı gideyim?Yoksa ya Bahar bırak bu işleri sen herşeyi bırak bişey de yapamıyorsun zaten otur kızım evinde bak Derya Baykal'a bak Esra Ceyhan' a ve daha ne vıdı vıdı varsa..
Asıl dün 29 Ekim münasebetiyle evde bulunmuşken Müge Anlı'nın programına şooooyle bir baktım da ...Aiiiiiiiiiy dedim bu kadından korkulur dedim.Yolda görsem korkarım dedim.O ne sinsi bakışlı,ortalık karıştırıcı bi kadın yahuuu dedim!AAaaa..Bilmiş bilmiş.
Bu arada hastalığım hafifledi sayılır.Yani açıklamak gerekirse eğer,dün esneyemiyordum bugün hafifte olsa esneyebiliyorum.Düşünün artık ne haldeydim.Esnemek önemli bir aktivitedir benim için.Gözlerimden yaşlar akar esnerken.Bakın şimdi anlatırken bile esniyorum.Mütemadiyen esnerim.Özellikle de en yakalanmamam gereken insanlarla esnerken göz göze geliriz.
Neyse uzun lafın kısası bu kız çocuğunun ebilitileri geri gelsin.Kafası açılsın.Uykusu kaçsın.Sabahlara kadar proje yapan ve bundan anormal bir haz duyan Tuhaf bir insan ya da yaratık haline gelsin.Aklından fikrinden sürekli uyumak,yemek yemek,uyanıp prison break miş,Madman miş izleme fikirleri çıksın gitsin.amin.

28 Ekim 2008

Noluyoruz?

29 Ekim cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.Bayramımızı kutlayamayacak hale geleceğimiz günleri görmemek dilerimle..O günleri biz görmeyelim allahım lütfen lütfen.

Hayatımda hiç hasta olmadığım kadar hastayım.Ve bu dün birden bire oldu.Ne burnum tıkanık ne ateşim var ama ölüyorum.Çünkü boğazım anormal bir biçimde şişmiş durumda.Yutkunamıyorum,bişey yiyebilmem imkansız.Yutkunurken acımasının dışında normal dururken de zonkluyor,boynuma dokunamıyorum.Kulaklarım ağrıo..20lik dişimde de hafif bi ağrı var ama o hafif ağrı boğazımı bu hale getiremez heralde.Kabakulak mı oldum acaba?Cidden sürünüyorum acıdan.Yüzyıllardır süregelen hastalıklarımla alakası olmayan tuhaf bişey bu ..Sanırım yine yüzyıllar sonra doktora gitmek durumunda kalacağım:(Bi de tam zamanında hasta oldum tabii..Tam projelerin yoğun olduğu zamanda.Şaka gibi..Yarına yetiştirmem gereken iş sayısı yüzbinmilyon tane.

Bu arada haberi artık verebiliriz.Tasarımhane'ye cuma itibariyle başlamış bulunucam işalla..Tabi şu hastalığı bi atlatırsam.Haftanın 3 günü işleri öğrenmeye gideceğim bir aksaklık olmazsa..bakalım bakalım..

Bu arada Hüseyin Üzmez olayıyla ilgili söyleyecek birşey bulamıyorum.Tüylerim diken diken oluyor.Çok kötü çok.Etrafımız sapıklarla ve sapıkları normal karşılayıp onları cezalandırmayanlarla dolu.Korkuyorum çok korkuyorum.

26 Ekim 2008

Küfrediyorum ama içimden.

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir?Neden?Ne tip bi suç işlemiş olabilirim ki kendi halimde yazdığım bu blogumda?Şoka girdim blogumu açtığımda böyle bir yazıyla karşılaşınca?Şaka mı be bu dedim içimden?Niye kapattılar benim blogumu?Başta sadece benim bloguma uygulandı sandım.Sonra bi baktım diğerleri de öyle..İyi de kim ne yazdıysa yazdı da kapatıldı bu bloglar?Benim o blogcuyla ne alakam var?Ben neden onun yazdığı bi yazıdan etkileniyorum?Neden benim yazma özgürlüğüm hiç bi suçum yokken engelleniyo?Eğer ortada bir "suç" işleyen varsa onun bloguna el konulsun.Banane?Hadi engellediniz blogspota girmemizi?Peki ben nasıl girebiliyorum hala acaba?Ya da diğerleri?Tam olarak engelleyememişsiniz demekki..Beni engelleyemediğiniz gibi asıl suç işleyen ya da işleyenler herkimse onları da engelleyemiyorsunuz.Sonuç itibariyle boş beleşe bi iş yapmış bulunuyorsunuz.Lf olsun tora dolsun falan falan.Ben blogumun kapatılmasını gerektiricek hiç bi hata yapmadım.Suçlu muamelesi görmekten ötürü size bi dava açabilir miyim acaba?hımmm bi sorayım..Çatlayın da patlayın da biz yazılarımızı yazmaya devam ediyoruz.OOOH sefam olsun.Daha da bi çok yazasım var günde üçbinmilyon tane yazı yazıcam..Küfrediyorum ama içimden!!!

23 Ekim 2008

tavana güneş asıcam ben.

Hava erkenden kararır oldu.Ne sıkıcı bi durum.Ben kışı severim.Yani soğuğu severim.Sıcak sevmem.Sürekli soğuk su içerim.Soğuk yemek yemeyi dert etmem.Ama kışın en sevmediğim yanı bu.Ha bi de pazar günü saatleri geri alıcakmışız.OOOff.Mesela kışın kestane kebap yemeyi çok severim.Ama yazın da bi çok yerde nasıl olduğunu anlayamadığım bi şekilde heryerde gördüm.İstanbul'da da çok vardı.Çok ilginç.Yazın yenmez ki o ne öyle..

Bu ara yaptığım hiçbişeyden zevk almıyorum.Hiç bi projemi zevk alarak yapmıyorum.Üstümde bir ağırlık sözkonusu.Telefon etmemin çok gerekli olduğu yeri arayamıyorum mesela.Ama benim telefon etme fobim vardır özellikle tanımadığım ilk defa konuşacağım insanlarsa arayamıyorum.Aşamıyorum bu durumu.Gerizekalı gibiyim.

Başak'a vize çıktı.Hayırlı olsun.İstemiyorum Başak gitsin.Valla istemiyorum.Bende yalan yok.

Buarada Şöyle bi planım var.Bu erken kararma durumu için diyorum ki bizim evin tavanına güneş asalım ve bi daha hiçbirimizin yüzü asılmasın.Hem kapalı a olmaz hava hep de aydınlık olur.Nasılım?

19 Ekim 2008

Nil Karaibrahimgil.

Hayat kısa.
Bütün yollar uzun.
Herkes köşeli.
Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)
Varılacak yer yok.
Sadece yolculuk var.
Kelimelerin içi boş, dışı süslü.
Sadece gözler ve davranışlar gerçek.
Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.
Herkes bir yerinde güzel.
Herkes her şeyi yapmaya muktedir.
Ağaçlar sonbahara aşık.
Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.
Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.
Dışarısı soğuk.
Kadınlarla erkekler benzemez.
Herkeste ortak olan, farklı olandan çok.
Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.
Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa.
Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak.
Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.
Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.
Her gün teşekkür etmek iyidir.
Her gün şükretmek iyidir.
Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.
Koşmasan da olur.
Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.
Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.
Düşündüğün şeyler sana şekil verir.
Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.
Ne düşünüyorsan öyle.
Herkes her şeyi hisseder.
Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.
Aile en sağlam sığınak.
Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.
Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.
Delilik yaygın.
Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.
Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?
Tek soru var o da bu.
İnsan gelecekkolik.
Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.
Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler.
Asansörde yanındakilerle konuş.
Konuşmamak ruhu kısar.
'Off' diye bağır, 'hey' diye bağır, 'aaaa' diye bağır.
Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.
Ne yöne saparsan sap, virajlı.
Hayat anlar gibi olunamayan şey.
Paylaşmaktan başka şansın yok.
Hayatındaki her şeyi serbest bırak.
Yerçekimine güven.
Sayıklamak serbest.
'Sen yeter ki sev' şarkı sözü.
Nil Karaibrahimgil...
Açık ve net konuşuyorum.Ben dün Nil Karaibrahimgil olmak istedim.Bi insan bukadar güzel olup aynı zamanda bukadar akıllı ve derin düşüncelere nasıl sahip olur?Belki bu yazı size sıradan,kolay bi yazı gibi görünebilir.Ama benim içimde bişeylerin hareketlenmesine,kafamda yeni şeylerin canlanmasına ve hayal kurmama sebep olan bi yazı.Hatta bana ilham veren diyebilirm.Benim niye aklıma gelmez böyle tuhaf şeyler?Aslında gelir de dile mi getiremem nedir?çözemedim ki..

18 Ekim 2008

Tek taşımı çöpten adam aldı.

Efendim teyzemin ve annemim birlikte çalıştığı dedemden kalma bir takı ve hediyelik eşya dükkanımız var bizim.46 yıldır da aynı yerinde durmakta.Yazın bahsetmiştim...Zaman zaman oraya yeni mal gelir.Bize de yeni gelen ürünlern birer numune mutlaka getirilir.Kendi dükkanımız diye söylemiyorum süper takıları orada bulabilirsiniz:)

Ve yine yeni ürünlerin geldiği bir haftanın içine girdik.Ve tabi ki hemen en beğendiğimi aldım:)Dünyanın en tatlı kolye uçları benim oldu.Bi bakın şunlara yahu..Anormal tatlılar.:))

15 Ekim 2008

Bizim evin halleri(!)

Bugün okuldan erken çıktım.Normal zamanlarda akşam 8 gibi falan çıkıyorum.Mesela dün..Neyse bugün erken çıktım.Eve geldim.Odam çoooook dağınıktı,önce onu topladım.Sonra Merve'nin arkadaşı Pınar cumartesi nişanlanıyor,onun menüsü için kapak tasarladım.

Bu arada gündüz kuşağında televizyonda ne var ne yok diye bi baktım.Ben normalde oturupta televizyon izleyen bi insan değilim.Eskisi gibi dizileri de takip edemiyorum.Çok sevdiklerimi bile yarım yamalak izliyorum.Zaten salondaki televizyon annemle babamın.O televizyonda bütün kanallar çıkmakta,mutfaktakinde belirli kanallar çıkmakta.Yani oturupta salonda bişey izlediğim nadirdir
.İzlersemde annemle babam hangi diziyi seyrediyolarsa ona bakarım :)

Neyse bugün açtım mutfaktaki televizyonu.Bizim Evin halleri vardı.İlk defa görüyorum.Zaten atv'de olması beni şaşırtan bi unsurdu.Sonra baktım baktım.Kimseyi tanıyamıyorum.Ama ben bu diziyi izlerdim eskiden yahu.Niye kimse eski kişiler değil orasını anlayamadım.Bi de karakterlerin kişilikleri değişmiş.Herkes bi bunalım,bi sinirli...Alla allaaa ne bu yahu derken.Bi baktım ki dizidekiler sadece ağlıyor.Benim bildiğim Bizim evin halleri,saçma sapan esprilerin yapıldığı anlamsız komiklikte bir diziyken daha güzeldi.Eve ozaman da saçmaydı ama en azından böyle bunalım bi dizi değildi.

Diziyi bu hale sokmak kimin aklına geldi bilmiyorum ama hiç iyi olmamış.Ama adamlarda baktılar ki gözyaşı,entrika iş yapıyo biz de alalım bu diziyi o hale getirelim.Ama bari adı bizim evin halleri olmasaydı.Ne bileyim aynı ekiple üzüntülü bi dizi yapsaydınız.Ama o saatte evde olan hanımların da bu içkarartıcı konular daha çok dikkatlerini çekmektedir tabii.

Hani bi kadın vardı ya dizide, o kadın adını bilemedim şimdi,büyük anne rolündeki kadın,huysuz bi teyze haline dönüşmüş mesela,çok ilginç..

Ne gerek var ki böyle bunalım takılmaya.Zaten gün boyunca saçma sapan bin tane güncel olay oluyor.Azıcık eğlenceli şeylere ihtiyaç var diye düşünüyorum..Düzeltin bizim evin hallerini.Gelin bizim evin halini çekin.İzlenme rekorları kırarız:)

13 Ekim 2008

İçgüveysinden hallice.

Bugün şanslı günümdeyim çünkü;
*hoca projemi beğendi.
*aspava'da yemek yedim.
*sonunda yabanmersinli tartın tadına bakabildim.
*eve giderken durağa gelmeme daha vakit varken otobüsü süren amca beni yarı yolda almayı kabul etti.
*Bora hocanın dersinde ufkum genişledi.
Şimdilik bukadar
Bugün şansız günümdeyim çünkü;
*portakallı kurabiyem yok.
*annem ve Merve bu gece İstanbul'a giderken ben onlara katılamıyorum.
*Ankara'da pelit pastanesi yok.(bunun için hergün şansızım)
Bu da bukadar..

Şimdiiiiii gelelim şu konuya... Biiiiiiiiiiiir!Bugün Başak Hanım kardeşimle buluştuk.Beril hanım hasta imiş,gelemedi.Başak'ın yarın vize görüşmesi var.Koydu kafaya bu Amerika işini.Ben bile heycanlandım vize alır mı alamaz mı diye.Ama istemiyorum almasını.O istiyo diye istiyorum bi tek..Aslında istemiyorum.Napıcak orda bizsiz?Biz napıcaz burda onsuz?Kasım'da giderse Temmuz'a kadar gelmicekmiş bi de.Al işte!!

İkiiiiiiiiii!Tesadüf eseri baktığımız kuyumculardaki tam tur yüzükleri çok beğendim.Ama anlayamadım.Ben? tam tur yüzük?pırlanta?Noluyor yahuuuuu!Delirdim mi ne?

Üüüüüç!!Babam işi gücü bırakmış evdeki bütün narları ayıklamış kocaman bir kasenin içine..Faydalı bir iş tabii.Bahar nar sever çünkü.
Döööört!Çok uzun zamandır beğendiğim ve almaya karar verdiğim o çantayı sanırım alacağım.Beğendiğim mağazada 3 tane olması içimi rahatlatan tek şey..Bir zaman benim param olacak ve ben o çantayı alacam.edecem.gidecem.Bunu da böyle bilin.Çanta pek pahalı fekaaat değer.Ordan daha evvel aldığım Marlyn Monroe'lu çantamı hergün takarım bilirsin.Vakt-i zamanında ona da çok para vermiştim.Ancak deydi.Yıkanıyo bile hahaaayt!!!Benden bukadar.

Bugünkü konuşmama şöle son vermek isterim..öhööm öhööm "yine mi güzeliz yine mi çiçek?Kur masayı madam Despina,taze mi bitti topik?canın sağolsun lafı olmaz aramızda"

08 Ekim 2008

Homini,Pufidi,Tumba(Bahar Abla)

Benim için;
  1. İngilizce sunum konusu bul.(ilginç olsun)
  2. Bi kavram belirle,onunla ilgili görsel bişeyler hazırla.
  3. Bizim bölümün üst katına işaretlendirme sistemi hazırla.
  4. 3d logosu yap,cdsi ve kutusu olsun falan falan..
  5. Sevdiğin bi filmi seçip,filmle ilgili bi kavram belirle,sonra o kavramla ilgili kısa film çek.
  6. Bi ambalaj tasarımı yapıver.

Şimdilik bukadar..Benim halim yok anlatmıştım:)Yani bunları yaparsan çok makbule geçer.Çünkü benim kolumu bile kaldırıcak halim yok.Bak bi de uyku bastırdı ki sorma.Ama sen şimdi dersen ki "Bahaaaar ben seni bu halsizlikten çıkarırım,bi silkelerim kendine gelirsin" ..ozaman hiç durma silkele beni.Ama işin zor söyleyeyim.Uyku gözlüklerimde kafamda..Tam modumdayım.

Bi de hiç bitmeyecek bi portakallı kurabiye yığınının içine düşmek istiyorum.Bana portakallı kurabiye verin.

Günün şarkısı:Sezen Aksu'dan Homini,Pufidi,Tumba,önemsenmesi gereken sözleri:şarkının neredeyse tümü.Şöyle ki..

Oturalım arkadaşlar
Dinlenelim artık biraz
Esneyelim uzun uzun
Ne manasız şey çalışmak
Hayat hoş gerisi boş
Haydi yeşil kırlara koş
Sana ne dünya halinden
Sen az kudur habire coş
Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak

Ne kadar uyar bu şarkı bana?Adı Bahar abla olsun bu şarkının..Geçsin kayıtlara bi zahmet...

07 Ekim 2008

İnanırsam insafsızım tatsızım.

Birşeylere başlayamamak..Böyle biri değildim ben.Daha hevesliydim.Okul açıldı ,projeler verildi,düşünesim bile yok.Ki düşünme kısmı en çok vaktimi alan.Ama bende tık yok..Halim yok hiçbirşeyi yapmaya..Mail atmam gereken insanlara bile mail atamıyorum.Halbuki internetin başındayım.Bir korku var içimde, bi cesaretsizlik..Nerden başlayacağını bilememezlik..Hiçbirşey bilmiyormuşum gibi hissetmek,kendine inanmamak.Çünkü inanırsam insafsızım,tatsızım.Çok yeni duygular bunlar.Böyle değildim ben.Ne yaptı beni böyle?Bilemedim.Harıl harıl çalışasım da var çalışmayasım da..düşünesim de var düşünmeyesimde.Bi işler yapasım var ama nası işler?Fikirlerim var ama,neydi ki onlar?Biri bana yardım etsin.Ben severdim herşeyi,çalışmayı,araştırmayı..noluyo ya?İmdaaaaaaaat!

Günün şarkısı Nil Karaibrahimgil "Meyve Tabağı".dikkate alınması gereken sözler:

Birkaç güzel fikir buldum.Ama elden çıkardım.İnanırsam insafsızım tatsızım.

Merve doppio cookie yapmış,kokusu geliyo, gideyim de yiyeyim..

04 Ekim 2008

Huysuzum ben.

Şİmdi şöyle,ben kapalı alışveriş merkezi kavramından nefret ettim diye güzel Ankaram'da durmaksızın bir alışveriş merkezi açılması sözkonusu.Kapalı mekanda alışveriş yapmak beni benden alıyor.Başıma ağrılar giriyor.Bişeyler alacağım varsa bile alamayacak hale geliyorum.Üzerime 4500 tane öküz oturmuş,ardından kalkmış ve ben bunun sonucunda halsiz kalmışım gibi bi uyuzluk çöküyor üstüme.Dükkanların içindeki ışıklar sıcaktan bayılmama sebep oluyor.Bi de ortalıktaki çoluk çocuk ve hamile kadın sayısını gördükçe daha da bi fenalaşıyorum.Yanlış anlamayın çocuk severim ama bi yere kadar.Bi de 5 yaş grubu çocuklarını pusete oturan aileleri anlayabilmiş değilim.Neden yani?Yürüsün çocuk..

Lacoste' ta bize çok kötü davranan tezgahtar kız!!Sana sesleniyorum.İçimden bütün kıyafetleri alıp kafana atmak geldi haberin olsun.Ama sen benim bakışımdan anladın neler yapmak istediğimi!!!

İçerisinde bu mağzaların bulunduğu açık alanda yeni açık alışveriş merkezleri yapımını teklif ediyorum,lütfen gözönünde tutulsun.Farz-ı misal Kanyon..Tamam orda da çok üşüyorsun falan ama zinde alışveriş yapabiliyorsun.Alışveriş maruzatım şimdilik bukadar.Kusura bakmayın çok dolmuşum..

İkincisi,yarın Pazar olmasın,ertesi gün de pazartesi.İstemiyorum okul açılsın.Ay valla çekemem o tempoyu.Yok 3d logosu falan.Yok ben almıyım hocam valla.İyiydim böyle..nolur ya..ıı ııh yok valla istemiyorum:(

Üçüncüsü, Kavak yelleri'nde Aslı'nın Mine'yi oturupta hiçbirşey söylemeden dinlemesini anlayabilmiş değilim(!)Kız ağzını açıp ta "ya Mine sen benim sevgilimle biz onla çıkarken yattın, sen burda konuşucak en son kişisin" diyemedi ay diyemedi.Delirtti beni.Ömrümden götürdü..Gerçi belki de böyle durumlarda hiç konuşmamak daha mı iyidir nedir?Bilemem..

Bugünün şarkısı Mirkelam'dan "Tavla".Şarkının önemsenmesi gereken sözüyse Bu oyun hep çileli bana zarlar hileli.hım yazın biyere hadi bakayım...Bi de kafama takıldı teyzem portakallı kurabiye getirir mi acaba??Öperim.

30 Eylül 2008

Baryam.

Çok uzun zamandır yapmayı kafaya taktığım güzel anneannemin lezzetli mevlana böreklerini bu bayram yapabildim.Tabi ki onun yaptığı kadar güzel olmadılar belki ama,börekleri yaparken anneannemin beni izlediğinden emindim:)Bu böreği yapmak zormuş baya..Sırtım belim koptu resmen.Ama değdi..Anneannemin yemeklerini herkesler anlata anlata bitiremez.Benim net olarak aklımda kalansa bu börek olmuştur herzaman.




Hamur açmak gayet zor bir iş.Hatta akıllara zarar bir durum.Ama 40 yılda 1 börek açılıyordur herhalde her evde? Ya da baklava..yani haftada bir börek açan bi ev var mıdır acaba?Böreklerimin son hali de şudur:


Bayramların anlamı benim için koşarak gidip dedemin elini öpmekti eskiden.Yani bayramın anlamı dedemdi.Anneannemle geçirdiğimiz bayramları maalesef hatırlayamıyorum.Çünkü çok uzun zaman önceydi.Şimdiyse bayramın anlamı "tatil".
Biz her bayram sanki çok fazla insan gelirmiş gibi evimize tatlılar,börekler,zeytinyağlı dolmalar yapıp hepsini kendimiz afiyetle yiyoruz:)Geleneği sürdürmek lazım tabi...
Biz "tatilimizi" evde yan gelip yatarak değerlendireceğiz..Ha tabi fazla yan gelip yatmamak,projelere başlamak lazım..:)Bayramınız kutlu,mutlu olsun..

28 Eylül 2008

Yaşım kemale erdi (!)

Neden doğum ayı ya da doğum haftası değilde doğum günü?Yetmiyor,bana yetmiyor bi güncük.Dün doğum günümdü.Bugün de doğum günüm olmalı.Çok çabuk bitiyor yahu.Canım sıkılıyor bu duruma,bir çareee!!!!


Eveeet İyki doğdum beeen!!Bu kızlarla,yani Aslı'nın eksik olduğu kızlarla kutladığım doğumgünümde ki pastam.Yani brownie cheesecake.Kızlar mum getirmeyi unutmuşlar heralde(!)Ben de öyle olunca üzerine kendim yazdım.Sonra da afiyetle yedim.Kızlarla asıl doğumgünüm olmadığı,yani 26 Eylül günü kutladık doğumgünümü.

Bu yıl da şahane hediyelerim olmuş bulunuyor.Herkese çok çok çok çok teşekkürlerimi sunuyorum.Mujukalaramı iletiyorum.Kalpleri havaya fırlatıyorum!!!



Gördüğünüz gibi liste yapmak herzaman işe yarıyor:)














Bu yıl tam iki kutu kestaneşekerim oldu:)





Teyzem,bana Picasso sergisinden aldığı bir baskıyı verdi:)Kendisinin bu resmi nekadar sevdiğini biliyorum.Bana vermiş olması büyük bir şans:)Çok teşekkür ederim teyzeciimmm!!






Sağda gördüğünüz resimdeki masalı siz bilir misiniz?Bu biz küçükken çok sevdiğimiz bezelye prensesinin hikayesidir:)Büş bu hikayenin masaörtüsünü bulmuş:)ve salonu balonlarla süslemiş..Çok teşekkürleeeer büüüş!




Dedecim bana heran yanımda olduğunu hissettirdiğin için sana da teşekkür ederim!!;)

Bahar oldu 21 yaşında.Saçındaki ilk beyazı da bu yıl belirdi anlamsız bir şekilde:)Bir tel beyaz saçım ve 21 yaşım var elimde..Yoksa 22 mi?Hesabını ben hiç bilemem.Ama farketmez 22 ya da 21..Geçen yıl daha fazla büyümeyi istemeyeceğim kadar çok büyüdüğümü farkettiğim bir yıldı..Ama durmak bilmek bilmeyen bir zamanın içinde elinde olmadan büyümeye devam ediyorsun..Keşke bir yerde dursa.İnsanı yaşından çok yaşadığı olaylar büyütüyor..Ama ne demiş Sezen hanım?
"Yıllar sizden kim korkar?"

p.s1:Merve'nin hediyesini değiştirmek durumunda kaldığım için değiştirdikten sonra bahsedeceğim:)
p.s2:işimle gücümle ilgili olarak yeni bir gelişme yaşandı dün gece ama kesinleşmeden konuşmayacağım,hayır lütfen zorlama!Ağzımı açmayacağım.

22 Eylül 2008

İstanbul' dan Bahar geçti..

İstanbul' dan dün sabah dönmüş bulunmaktayım:)Ve sizlerle "mükemmel(!)" seyahatimi paylaşmak isterim..

Efendim sabah 7:30 Haydarpaşa'ya iniş..Bahar hanım'ın ağzı kulaklarında.Çığlık çığlığa bağırıyor "oleeey yuppii" şeklinde..Karnımız çok aç hemen Kadıköy' de simit sarayında simit sandviçlerimizi yedik.Yerken deli bir teyzemiz Başak'ın üstündeki şalı görüp sesli bir şekilde "aman herkes de şal giyiyor siyahlar,beyazlar allah allah" dedi.Benim deliye gülme huyum vardır.Allahtan arkam dönüktü,rahat rahat gülebildim..Kendisi self servis olduğunu öğrenince de iyice bir sinirlendi:)Asabi bir teyzemizdi..

Kadıköye doğru yürüken trafik inanılmaz tıkanıktı.Dolmuşun biri kaldırımın üstüne çıkıp diğer yola geçmeye çalışırken doğal olarak küüüt diye arkasını çarptı.Bizde şöfor(şoför?) bey bunu yaparken "aa aa maşallaah" diyorduk.Arkamızdaki iki "beyefendi" "vaaay bee gözleriyle devirdiler dolmuşu helal olsun" dediler.Gülsen olmaz,ağlasan olmaz...Naparsın?
Daha sonra vapura bindik Beşiktaş'a gitmek üzere..Tabi Bahar vapura binince yine sevinçten,mutluluktan 4 köşe..Üşüdüm ama içeriye girmek de hiç istemedim.Hava serinceydi.Yani üstümüzde hırkalarlaydık.Akşam tek hırka da kesmedi.Daha sonra geldik Beşiktaş'a..Herzaman çıktığımız taraftan değil de bu sefer farklı çıkmamız sebebiyle ilk önce bir aklım karıştı,bi nevrim döndü.Ama hemen toparladım:)DT2 otobüsünü de gördükten sonra olayı çözmüş bulundum.Otobüsümüze binip otelimizin yolunu tuttuk..Otobüs otelin hemen önünde bizi indirdi..Ve ben anladım ki İstanbul olayı artık Bahar hanım tarafından çözümlenmiştir!!

Ardından odamızda hafif dinlenip hafif toparlandıktan sonra önce bi yemek yemeliyiz diye düşünüp, "Asmalı Mescit beni bekler dedim":)Hemen "Groove" a gittik.Ben tabi ki Balkan köfte yedim.Balkan köfte gayet leziz e doyurucu bir yemek olmakla birlikte,benim gibi karnının doymasının yanında,gözünü de doyurmaya çalışanlar için gayet iyi bir seçim:)





solda gördüğünüz yemek te Başak Hanımın tavuklu sandviçi oluyor..Groove hem yemek bakımından hem de ortam olarak gayet hoş bir
mekan.



Bu sebeple ben burda görüldüğü gibi sürekli yiyen içen "Bahar'ın dramı" olarak karşınıza çıkıyorum.Dram olup olmadığı tartışılır tabi,ben zevkten 4 köşeyken..
Daha sonra "Dükkan" dakileri ziyarete gittim.Asıl amacım Damla'yı görmekti ancak Damla Londra' ya gitmiş.Bir daha ki sefer inşallah diyerek ordan ayrıldık.Yalnız anlatılması gereken bir nokta var.O da dükkandakilerin yaptığım kurabiyeleri büyük bir sevinç ve hışımla yemiş olmaları:)Tam da dergiyi matbaaya yollamaları gereken bir gün gitmişim.Fazlasıyla yoğunlardı...


Başak'ı "Mano"ya götürmeye karar vermiştim.Ama Merveyle Yudum'u götürdüğümde olduğu gibi yine tadilattaydı."Ne bitmek tükenmek bilmeyen tadilatmış yaa"diye sinirlenip merdivenlerden aşağıya doğru inerken cort Bahar Hanım yerlerde..Popomun üstüne gayet usturuplu bir şekilde düştüm.En çok acıyan yerim sol elimin serçe parmağı oldu.Hala acıyor.Buna sinirlenip herzaman duyduğum ve Mano' da otururken gördüğüm,ama hiç gitmediğim ve yerini bilmediğim Leb-i derya' yı üstün yön bilgilerimden faydalanarak buldum:)E tabi orda da zevkten dört köşe oturup limonata frozenlarımızı yudumladık.Ben manzaradan sarhoş olmuşken Başak evlerin durumunun ve görüntüsünün nekadar iğrenç olduğundan bahsetti orası ayrı konu..:)Leb-i derya güzel..Ama Mano bence daha güzel.Daha sıcak bir ortamı var diye düşünüyorum..

Ardından almam gerekenleri aldım.Yani kendime ve teyzeme portakallı kurabiye,anneme Beyoğlu çikolatası,Merve'ye şeffaf şemsiye..Portakallı kurabiyelerimi ertesi günün sabahı gözümü açar açmaz yemeye başladım:) Böylelikle bir otel odasında portakallı kurabiyelerimle hasret giderdik..Kurabiyeleri alırken adam neden bukadar çok aldığıma bir anlam veremedi tabi:)Ben de Ankara'dan sırf bunları almaya geliyorum dedim.Parayı ödedikten sonra pastaneden çıkarken amcaya hoşçakalın demeyi unuttuğumu farkettim.O da onu beklermiş meğersem arkamdan bana bakarmış,hemen bana göz kırptı:)

Ve tabi ki Bahar Hanım sokağını unutmadım.Adını hala Bahar Hanım yapmamışlar ama neyse..

Elbet birgün olacak.Orda kendimi kaybedip bir sürü fotoğraf çektim büyük bir zevkle..Bir de kitap aldım İstiklal kitapevinden..Bin muhetşem güneş.Okudum biraz..Bitirince konuşuruz.
İşte böyle..Ben sadece İstanbul'u sevip,okşayıp,içime çekip,fotoğraflayıp geldim.Çok da iyi oldu.
Seni seviyorum İstanbul..(milyonlarca kalpleeeeeeeeeeeeeeer)

18 Eylül 2008

Way to İstanbul.

11:30 da İstanbul'a doğru yola çıkıyorum Fatih ekspresiyle..Yolculuk biraz uzun sürüyor trenle.Sabır testi gibi:)

Başak'la şuan msn' de konuşmama kararı aldık "yol uzun konuşmayalım şimdi " dedi Başak.Bir arkadaşım da normal olsa şaşardım.Müge herzaman aramızda en normalinin kendisi olduğunu söyler mesela..(!!!)

İnşallah dönüşte, kısa İstanbul gezintimi sizlerle paylaşacağım.Yanıma not defterimi de alıyorum.Trende giderken yapılcaklar listesi yapacağım.

Bugün bütün bir gün boyunca kurabiye yaptım.Tam 4 çeşit!!! 1 gün içerisinde 4 çeşit kurabiye yaparak tarihe adımı altın harflerle kazıdım.Dükkan' a götürmek için yaptım.Süper bir kutuya koydum üzerlerine de süsler döktüm.Bir kutu da kuzenlerim için yaptım.Kurabiyelerimin tatları söylemesi ayıp gayet leziz.İşlerim bittiğinde okadar çok yorulmuştum ki fotoğraflarını çekmeye takatim kalmamıştı.

Yolculuk sırasında mp3playerımın bozuk olması sebebiyle uzun zamandır ilk kez müziksiz bir yolculuğa çıkmış olacağım.Bu biraz sinir bozucu sanırım.

Pazar günü görüşmek dileklerimle.

Yours faithfully..
BahaR..

17 Eylül 2008

Ah bu şarkıların gözü kör olsun:)

Birdenbire.Hiç beklemediğim bi anda şarkı krizim tuttu..Hangi şarkı?"In a manner of speaking".Bi baktım.Yok bilgisayarda.Nası olur?Nouvelle Vague şarkılarının nerdeyse tümü mevcut ama bu yok?Olamaz,kabul etmiyorum deyip hemen indirmeye başlıyorum.Dinlemessem kafayı yerim.

Dinlemekten usanmadığın şarkılar vardır,böyle nekadar dinlersen dinle yoramaz seni,işte bu şarkı böyle bir şarkı benim için.Şu an hala iniyor %85 te..97..bittiii...yuppiii..Dinliyorum şuan.Bu şarkıyı kışın keşfettiğim için bana kışı hatırlatıyo..Ve birkez daha karar veriyorum ve anlıyorum ki bu şarkı benim.

Yarın gece İstanbul yolcusuyum inşallah.Çok özlemiştim..Güzel geçsin.

In a manner of speaking I just want to say
That I could never forget the way
You told me everything By saying nothing
In a manner of speaking I don’t understand
How love in silence becomes reprimand
But the way that I feel about you is beyond words
Oh give me the words Give me the words That tell me nothing
Oh give me the words Give me the words That tell me everything
In a manner of speaking Semantiks won't do
In this life that we live we only make do
And the way that we feel might have to be sacrificed
So in a manner of speakingI just want to say
That just like you I should find a way
To tell you everything By saying nothing
Oh give me the words
Give me the wordsThat tell me nothing
Oh give me the words Give me the words Give me the words Give me the words Give me the words .

16 Eylül 2008

ta ta ta taaaaaaam!!!!

İşte beklediğiniz an geldi çattı:)Doğumgünü listemi açıklıyorum!Herkes bir ucundan tutsun da tamamlayalım şu eksikleri:)

2008-2009 doğum günü listem:
  1. labtopum için mouse
  2. masaüstüm için f klavye
  3. topshop'ta beğendiğim tüm takı,toka ve kıyafetler
  4. büyük bi cüzdan
  5. parfüm(farketmez ben de kendi parfümümü bulamadım zaten daha)
  6. portakallı kurabiye(inci pastanesinden)
  7. ugg
  8. Ankara'ya deniz getirin
  9. bana kaset çıkartın(Sesim çok güzel)
  10. şarkı söyleyin
  11. köpek(cinsi golden lütfen)(bakabilip bakamayacağıma henüz karar veremedim)
  12. kestane şekeri
  13. zeytinyağlı enginar yemeği
  14. rayban gözlük(modelini merwe'ye sorun söyler)
  15. hard disk
  16. denizli bir yerde tatil
  17. o gün boyunca her sn arayın
  18. tramvay istiyorum
  19. Sezen Aksu'yu davet edin..
  20. aklınıza geldikçe çok sağlıklı,başarılı,mutlu olmam için dua edin.
  21. ama hepsinden önemlisi dedemle bi telefon görüşmesi ayarlayın lütfen..

Aklıma geldikçe ilave edeceğim.O sebeple 27'sine kadar takip edin.

p.s:Hediye almasanızda sizi çok seviyorum.(kalp)

15 Eylül 2008

Bunu da alıyorum,şunu da alıyorum!!Hepsini alıyorum.

Dün akşamın 9buçuğunda Büşle kırtasiye alışverişi yaptık.Ve ben anladım ki hiçbir zaman, yani okul hayatım bitsin ya da bitmesin kırtasiye alışverişinden usanmayacağım.Aldıklarımı nerde ne şekilde kullanırım bilmiyorum.Belki de gereksiz şeyler almış olabilirim.Ama aldığım bütün kırtasiye malzemelerini birgün biryerde kesinlikle kullanmışımdır.Hiç olmayacak şeyler hep benim kırtasiye malzemelerimden çıkar.Okula bristol lazım olsa mutlaka biryerden yatağımın altından,ordan burdan çıkar.Resim çantamın içi kullanmadığım karton kağıtlarla dolu..Ama birgün lazım olucaklar biliyorum:)Sayısını bilmediğim kadar keçeli kalemim var,fırçalarım,kalem kutularım..Şimdi de bir sürü bantım,yeni ataçlarım oldu:)Kalemlerimin desenleri mükkemmel.Gayet kokoş olan leoparlı ve zebralı favorilerim.Büş bu yıl kareli desen çok moda diyip bana kareli kalemler de aldırdı:)Kendimizi kayebtmiş bir şekilde kırtasiye alışverişimizi yaptık.Nedense üstümüzen bir yük kalkmış gibi mutluyduk(?)Eve girer girmez aldıklarımızı yatağa döküp,birbirimizde fazla olan şeyleri paylaştık.:)


Daha sonra Büş çantasından daha önce aldığı stickerları çıkarttı ve birkaçını bana verdi.Ben de hemen o stickerlarla telefonumun arkasına kendi bahçemi oluşturdum:)

Sanırım kadınlar için "alışveriş" kelimesi bile rahatlatıcı bir unsur.Alışveriş yapmadan birileriyle orda şu var,burda bu var,"zara' da indirim var","mng de bi elbise var.off!!"diye konuşurken bile içimde bir heycan..

İster kırtasiye alışverişi olsun,ister giysi..Ben elektirik,hırdavat alışverişi yaparken bile kendimi iyi hissediyorum:)Yeni olandır belki de dikkatimi çeken,kendimi iyi hissetmemi sağlayan.

Kim ne derse desin ben alışverişin hertürlüsüne varım!!Hiçbirşey almadan bakmaya bile..

Canınız sıkkınsa gidin kırtasiye alışverişi yapın.Çok iyi geliyor..Alırken napıcam bunları demeyin!Vallahi eninde sonunda lazım oluyor:)

13 Eylül 2008

Sever Bahar kurabiye!!

Eski fotoğraflara bakarken yaptıktan sonra çektiğim bikaç tane kurabiye fotoğramı buldum çok hoşuma gitti:) Bahar kurabiye sever..sever Bahar kurabiye..Kurabiye sever Bahar.(kalpler)Acaba kurabiye yapmaktan çok yemeyi mi sever?????






Güzel bir gün.

Dün çok eğlenceli bir gün geçirdik Beril,Başak ve ben.Biara okadar çok güldük ki karnım ciddi anlamda ağrımaya başladı..Asansörde bitmek tükenmek bilmeyen bir gülme krizine yakalandık ki o en fecisiydi.İftara "Uludağ" restorana gittik.Uludağ Ankara' daki en iyi iskendercilerden biridir.İskenderi de gayet güzeldi,süperdi,lezzetliydi..Ama iftar deyince ben sanırım daha çok şey bekliyorum restorandan.Ve bunu en iyi başaran restoran hiç şüphesiz ki Bahçelievler 4.caddedeki "Karacaoğlu".Her bakımdan iftar anlamında gözümü,ruhumu ve karnımı en güzel şekilde doyurabildiğim yer.Bu yıl da mutlaka oraya giderim.Gidersem fotoğrafları da çekerim.

Ardından Starbucks' a gittik.Tatlı krizimizi bastırmak amacıyla..Ben tabi ki Browniecheesecake yanında vanilya frappucino içine ahududu şurup,üzerine çikolata soslu spesyalimi içtim.Tüm bunları yedikten sonra artık nefes alamayacak bir halde eve doğru yürüdüm.Yürümek çok iyi geldi demek isterdim ama yediğim şeyler yürüyüşle falan atlatılabilcek gibi değildi..Mide fesatı geçirmek dedikleri şey böyle birşey olsa gerek.


Eve gittiğimde saat 11 geliyordu.Ve dünyanın,evrenin,kainatın en tatlı yaratıklarından biri olan Zeynep hanım bize o saatte teşrif ettiler:)Saatin 11 olmuş olmasından hiç etkilenmemiş bu cüce varlık,adeta bütün enerjisini toplamış bir halde benimle oyunlar oynadı.Zeynep 4 yaşına girmek üzere ya da girdi.Önce birbirimizin fotoğraflarını çektik.Benim koca fotoğraf makinam elinde benim fotoğrafımı çekmeye çalışırkenki hali asıl fotoğraflanması gereken sahneydi.Okadar çok yeni kelime öğrenmiş ve okadar çok konuşuyor ki kendisini büyümüş gördüm fazlasıyla..Her dediğim kelimeyi anında sözcük dağarcığına katabilme kapasitesine sahip.Eski telefonumuzun numaralarını çevirmekten çok büyük zevk alır.Ama saatlerce numara çevirmek bana göre değil:)Ben de ona "neyse sen çeviredur ben içeri gidiyorum" dedim.Beni tabi ki hiç takmadan çevirmeye devam etti.Sonra teyzem "ellerini bi yıka da gözlerine sürüp duruyor" dedi(gözleri alerji olmuş.kendisi bunu ağlamıyorum merak etme diye bana açıkladı)Ben de "hadi Zeynep ellerimizi yıkama vakti" dedim.Bana verdiği cevap "hani ben numaraları çeviredurucaktım?"oldu.:)Favori kelimelerinden biri de "Hatta" bunu çok sık kullanmaya başlamış.Salondaki boy boy fillerimizle oynarken en büyük fil baba,bir küçüğü anne,Onun bi küçüğü teyze,diğeriyse teyzenin kocası oldu.Israrla teyzenin kocasının teyzeden küçük boyda olmasını istedi:)Nedenini anlamak imkansız..Neyse biz fil ailesi olarak tatile çıktık.Deniz olarak da yatağımızı seçtik.Ama Zeynep yatak denizimizle ilgili olarak şunları söyledi "Daha kalın bir denize gidelim, bu deniz hiç kalın değil.."Demek istediği sanırım denizin derinliğiyle ilgili birşeydi:) Okulda ne yaptığını sorduğumuz zaman anlatmaktan sesi kısıldığı için bu konuyla ilgili konuşmak istemediğini söyledi:)Zeynep'in fotoğrafını buraya koymayı çok isterdim ama nazar değer korkusuyla vazgeçiyorum:)Zeynep seni çok seviyorum.

10 Eylül 2008

Martha Stewart mı?Rachel Ray show mu?Ellen ve Portia di Rossi neden birlikte?Banane tabi de olmuyo işte..

-Bugün akşam misafirim vardı:)Misafirim dediğim teyzem.Ama ben bi hazırlık bi hazırlık:)Önce kremalı patates yemeği yaptım.Ama uydurmanın en üst seviyesinde.Halka halka doğradığım patatesleri kremayla karıştırdım,içine sosis doğradım,beyaz peynirler koydum,kimyon kırmızıbiberle tatlandırdım,üzerine de kaşar peyniri yapıp fırına verdim.Ama fotoğrafını çekmeyi unuttum:)Yemeğin sonunda geldi aklıma ama iş işten geçmişti artık..Sonraaaaa yanına çok sevdiğim roka salatası yaptım.Üzerine beyaz peynir ve bol nar ekşisiyle..
- Herzaman yaptığım yoğurtlu kırmızıbiberli,naneli karışımı bu sefer dereotuyla yaptım.Kırmızıbiber ve salçayla birlikte tereyağını erittim.Erittiğim tereyağını kare kare kestiğim yufkaların üzerine sürüp,yufkaları rulo halinde sardım,fırında pişirdim.Çıtır çıtır oldular.Yoğurtlu sosumla da şahane gittiler..
-Bir de çok sevdiğim damla sakızlı muhallebi yaptım.Üstüne de vişneli sos..
-Dün ve bugün bütün gün evde sadece e2 kanalını izledim.Yayın olarak sabahtan akşama kadar Ellen show ve Martha Stewart' ı izliyorum:)Bir de Rachel Ray show var o da yemek yapıp konuk ağırlıyor.

-Ben bunları izlerken sürekli acaba Marthayla Rachel Ray arasında rekabet var mıdır diye düşünüp hangisinin daha iyi olduğunu çözmeye çalışıyorum.Ama seslendirenlerin seslerinden dolayı Martha bende daha baskın oluyor.Çünkü daha bi yaşlı teyze seslendirmesi var onunkinde ve sanki daha bilgiliymiş gibi geliyor.Martha'nın programını gözümü kırpmadan seyrederken Rachel Ray' de bilgisayarımın başına dönebiliyorum.
-Ellen Show' a gelince.Seslendirme açısından ele alıcak olursam,heralde daha iyi bir ses tonu bulunamazdı.Çünkü o kadının bendeki izlenimi erkeksi tavırlarıdır ve seslendiren kişi bunu çok iyi başarabiliyor.Ellen'ı seyretmeyi seviyorum ama yine de bir
çekincem olmuyor değil.Yakıştıramıyorum ona lezbiyen olmayı.Ally mc Beal' da en beğendiğim karakterlerden biri olan Portia di Rossi'nin lezbiyen olabileceği kimin aklına gelirdi ki?Hayır da Bahar sanane ki?Ama kafama takıldı işte,anlamsız..

09 Eylül 2008

Babam bukadar güzel paskalya çöreği yapmayı nerden biliyor???

Bugün canım okadar çok Paskalya çöreği istedi ki,annemi aradım bana paskalya çöreği al dedim,evdeki bütün yemek kitaplarını indirdim paskalya çöreği tarifi aradım.Yalnız evde malzeme olarak mahlep eksikti ve ben tabi ki dışarı çıkıp almaya çok üşendim.Hali hazırda dışarıda olan babamı arayıp gelirken bana mahlep almasını söyledim.Babam gelmeden önce maya olayını hallettim.Babam gelince de hamur yoğurmaya başladım.Aslında başladık.Çünkü hamur okadar büyük olmaya başladı ki başa çıkamadım ve "babaaaaaa" diye seslenmemle birlikte babam ellerini yıkamış hamurun içine dalmıştı bile:)Babam hamuru toparladıktan sonra birlikte şekil verdik..Üzerlerine yumurta sarısı sürdükten sonra,kırdığımız fındıkları ve biraz şeker serptik.O kadar pufidik oldular ki!!!Maşallah babamın elinden her iş gelir.Annem bu konuda çok şanslı..Sadece elinden her iş geldiği için değil çok eğlenceli olduğu için de..

Öncelikle babamın her babadan farklı bir müzik anlayışı vardır.Müziği yüksek sesli dinlemekten ve daha çok techno,R&B dinlemekten zevk alan babam,arabadayken radyolarda duyup beğendiği şarkıları büyük bir rahatlıkla bilgisayara indirebilir.Çünkü kendisinin teknolojiyle arası maşallah çok iyidir.Müzik dinlemekten çok zevk alması sebebiyle ev içindeki müzik sistemlerine çok önem verir.Şuan benim odamda babamın kendi elleriyle hazırladığı ve benim bel hizama gelen 2 tane hoparlör bulunmakta.
Kendisinin bir msn adresi var ve msn listesi oldukça kalabalık yurtdışındaki ve şehirdışındaki arkadaşlarıyla kamera ve mikrofon sayesinde yanyanaymış gibi konuşabilmeyi becerebiliyor.Haberleri internetten okuyup,altlarına yorum yazıyor.
Süper dans ediyor.Televizyonda anneler ve babalarla yapılan dans yarışmasına katılsak,dereceyle çıkarız.Kendisine yalvarıyorum birlikte dans kursuna gitmek için ama pek yanaşmıyor..
Mtv' de Osborne ailesini izleyip,Ozzy Osborne' nun konuşmasının taklidini yapıyor.Ve bu konuda düşünebileceğinizden çok daha başarılı:)))
Biz babamla çok eğleniyoruz ve eğlenmeye de çoooooook uzun bir süre devam ederiz inşallah:)Love you babaa!(şuraya da bi kaçtane kalp koyuyorum)

08 Eylül 2008

Salvador Dali,and mag,Shop&miles,Filmekimi, Babylon,vicky cristina barcelona

Efendim İstanbul yine güzel etkinliklerle dolu bir ay içerisine girmiş bulunmakta.Ben de bu haberleri güzel arkadaşlarımın yaptığı güzel dergi "and mag" den almış bulunuyorum.Gitmek istediğim etkinlikleri paylaşmak isterim:

Öncelikli olarak tüylerimi diken diken eden bir etkinlikten bahsetmek isterim.İstanbul' da bir sürrealist:Dali !!OHH şükürler olsun:)20 Eylül 2008- 20 Ocak 2009 tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesinde Dalin' nin mükemmel eserlerini ziyaret edebilirsiniz.En son Abidin Dino sergisine gittiğimde 6 -7 saat kadar bir süre sergi alanında eserleri incelemiş,gün sonunda artık ayakta durmaktan belim kopmuş,ama eserlerin ve sanatçının etkisinden uzunca bir süre çıkamamıştım.Gördüğüm en güzel sergilerden biriydi. "Salvador Dali" yi görmek ise en büyük hayallerimden biridir.Özellikle İspanya'daki evini ziyaret etmek isterim.Umarım bu da birgün gerçekleşir.Ama Sabancı müzesinde yapacağım gezinti de beni doyurmaya yetecektir.Eğer birgün olurda evine gitme şansını elde edersem orada ruhumu teslim edebilirim:)Okuldan kızlarla yapacağımız bu Dali gezintisini heycanla beklemekteyim!



Yazın bitmesi sebebiyle "Babylon" kapılarını açıyor!!!Hem de Bahar' ın çok sevdiği Küba ritimleriyle!!18-19 Eylül' de Cyrius' un vereceği konserleri kaçırmak istemem.O tarihlerde İstanbul' da olma olasılığım var gibi gözükmekle birlikte, herzamanki gibi heran bir değişiklik olabilir düşüncesiyle kendimi heveslendirmemeliyim..Allahım lütfen gidebileyim o konsere lütfeeen!!




10-16 Ekim tarihleri arasında "Filmekimi" başlamakta.Benim en çok görmek istediğim film ise hayranı olduğum Penélope Cruz' un,"İçimdeki deniz " filminde hayran kaldığım Javier Bardem' in ve erkek olsam kesinlikle onu beğenirdim dediğim Scarlett Johansson'un oyandığı, Woody Allen yapımı "Vicky Cristina Barcelona".Artık orda izleyemessem eve alır evde izlerim napalım:)


En çok gitmek istediklerim bunlar.E tabi ki daha çok var gitmek istediğim ama makul olanlar, yani hani olurda gidebilirim dediklerim bunlar.


Küçük bir reklam arası..


shop&miles shop&fly


Garanti’nin ayrıcalıklı seyahat ve concierge hizmetleri sunan kredi kartı &club’ın üyelerine ücretsiz sunduğu kaliteli yaşam dergisi and mag şimdi bayilerde.


"and mag" in hazırlandığı ajansta staj yaptığım için söylemiyorum,gerçekten şahane bir dergi.Etkinliklerden haberdar olabileceğiniz,Yeni markaları ve ilginç tasarımları takip edebileceğiniz mükemmel bir seyahat dergisi.Cengiz Semercioğlu "En iyi seyahat sayfaları bu dergide" diyor.Bu ay Toskana' yı anlatan bir bölüm var.and mag sadece 6 ytl.Sakın kaçırmayın!!:)

07 Eylül 2008

Hadi bakalım.

Bugün George Dalaras' ı dinlerken keşke bu şarkıların söylendiği yerlerde doğsaymışım dedim içimden.Sonra bunu sevgili kuzenim şişko Recai' ye ve Mervem'e de aktardım.Yani hani oralarda doğsaymışım, orda ünlü bir şarkıcı olsaymışım, adım Monica ya da Mariah olsaymış..Sonra bir gün İstanbul' a Kuruçeşme Arena' ya konsere gelseymişim,o gelişimden sonra İstanbul'a ve seyircisine hayran kalsaymışım.:)Bunun üzerine İstanbul' da yaşamaya karar verseymişim.vs..Hoşuma gitti bu hayal.

Dün güzel bir gün geçirdik..Filistin caddesinde ki Big Chef's' e gittik.Big Chefs aynı da içindekiler bambaşka!!Bütün bir akşam boyunca ağzım ve gözlerim ık bir şekilde gelene geçene bakmaktan ne konuştuğumuzu anlamadım.18, yok 16, yok yok 15 yaşındakizlar daha çok 35 yaşında gibilerdi.Peki bu insanlar neden böyle bir yere bukadar şık ve özenmiş biçimde geliyorlar orasını çözebilmiş değilim.Hayır özenirsin de normal insana benzersin yine..Bunlar insanlıktan çıkmış bir soy.Hepsi aynı soydan çünkü birbirlerinin 1.dereceden akrabası gibi bir benzerlikleri sözkonusu.Ben mi garip onlardiye düşünüp durdum bütün gece..Hayır okulu düşündüm, bizim okulda bile göremeyeceğim tipler.Dün geceye mi mahsus bir durumdu acaba?

Big Chefs' teki şaşkınlığımızı üstümüzden atıp kalkmaya karar verdik.Nada' ya gittik.Orda evime gelmiş gibi oldum.Çünkü insanlar bize benzemeye başladılar çok şükür...Böylelikle kimin normal olduğu sorunsalı da bir parça çözümlenmeye başladı:) O
kadar çok susamıştım ki "bana kocaman soğuk buzlu bi su getirin lütfen, ama kocaman olsun." dedim.Bunun üzerine bana tam iki bardak su geldi:)Çünkü benim hayallerimdeki kadar büyük bir suları yokmuş maalesef:)Ama benim içimin yangını nedense dün gece sönmek bilmedi.Üstüne bir de soda içtim.Eve gittim yine bardaklar dolusu su seanslarıma devam ettim.Bilemedim ne oldu böyle?

Dün bir ara -de ve -ki den bahsettik.Didem sağolsun -ki leri öğretti gibi.-de nin yazımını bilirim de -ki yi birtürlü çözemem.İnşallah doğru olur bundan sonrası.Bir de Didemcim "ya da" adım gibi eminim ki ayrı yazılır.Bitişik yazılması durumunu bana bir yerde göster, sahnelere çıkacağım!

Buarada Makber'i bitirdim.Süpeeeeer bir kitap,bayılarak okudum.Harikadan 5 yukarı!!(Altay amcamın süper lafı)

Merve' nin blogu Merve' nin blogu!!!!!Okuyun.Süper.Benimkinden güzel:)Tavsiye edilir.Napıcaksınız ben ne yapmışım, ne etmişim, ne kadar çatlakmışım?Boşveeerrr...